English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Herakles'in oğlu Tlepolemos, amcasını kazara öldürünce Rodos’a kaçıp üç büyük şehir kurdu. Troya Savaşı'na da o gemilerle katıldı, yiğit bir sürgündü.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Gel bakalım küçük yolcu, yanıma otur. Şu bardağımdaki birkaç damla şarabın neşesiyle değil, gördüğüm asırların getirdiği o hafif yorgunlukla fısıldıyorum sana. Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var; tarih dediğin şey, aslında kazananların kendi çocuklarına uydurduğu ninnilerden ibarettir.
Sana Tlepolemos’tan bahsedeyim. Herkes onu Herakles’in oğlu, Rodos’un kurucusu ve Troya surları önünde kılıç sallayan bir kahraman olarak bilir. Ama o zırhın ve o parlak kalkanın ardında, kralların bitmek bilmeyen hırslarının altında ezilmiş bir çocuk vardı.
Tlepolemos, amcası Likymnios’u öldürdüğünde, saray tarihçileri hemen bir "kaza" hikayesi uydurdular. "Bir öküzü vurmak isterken yanlışlıkla amcasına vurdu" dediler. Oysa sistem, kendi hatalarını örtmek için en zayıf gördüğünü harcamaktan asla çekinmez. O sopayı aslında kim tutuyordu biliyor musun? Onu o şiddete mecbur bırakan, amcasının otoritesiyle kendi çaresizliğini çarpıştıran o kokuşmuş düzen. Tlepolemos, o gün sadece birini öldürmedi; kendi özgürlüğünü de o topraklara gömdü. Sonra ne mi oldu? Sistemin dışına itilince, kendi krallığını kurmaya zorlandı. Rodos’ta kurduğu o üç güzel şehir, aslında vicdanının sızısını bastırmak için ördüğü birer parmaklıktı.
Bak dinle beni güzel evladım, krallar kendi aralarında oyunlar oynarken, arada kalanlar hep o "kazara" dedikleri acıların sahibi olur. Tlepolemos, Troya'ya neden gitti sanıyorsun? Şan şöhret için mi? Hayır, ait olmadığı bir dünyada, üzerine bulaşan o lekeyi başkasının kanıyla temizlemeye çalışıyordu. İnsanlar, bir otorite figürünün gölgesinden kaçarken, farkında olmadan başka bir efendinin, yani savaşın kölesi olurlar.
Gerçek şudur ki; kimse doğuştan kahraman veya katil değildir. Sadece sistem, kimin eline sopa vereceğine, kimin o sopayı yiyeceğine önceden karar verir. Tlepolemos’un Rodos’ta kurduğu o medeniyet, kendi kaçtığı suçun üzerinde yükselen bir anıt gibiydi. Şimdi sen, tarih kitaplarındaki o şatafatlı isimlere bakarken, arkalarında bıraktıkları o sessiz, o kırık parçaları da görmeye çalış. Çünkü asıl hikaye, kralların zaferlerinde değil, o zaferlerin bedelini ödeyenlerin susturulmuş feryatlarındadır.
Daha anlatacak çok şey var ama şimdilik bu fısıltı zihninde yankılansın, yeter. Unutma, en büyük güç, sorgulamaya başladığın o andır.