English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Troya’dan dönen tek Lykialı olan Skylakeus, kederli kadınlarca taşlandı. Ölümüyle Zeus tarafından onurlandırılıp tanrılar katına yükseltildi.
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Kulaklarını kabart, zira rüzgar bile bazen doğruları fısıldamaya korkar. Elindeki şu kadehin içindeki üzüm suyu kadar berrak ama acı bir hikayedir bu. Gel, oturalım da sana Skylakeus’un o tuhaf kaderini anlatayım.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Troya’nın tozlu ve kanlı topraklarında, kralların hırsları uğruna binlerce genç can verdi. O büyük savaşta, Skylakeus denen bir adam vardı. Herkes ölürken, o hayatta kalmayı başarmıştı. Ama evlat, bazen hayatta kalmak, ölmekten daha ağır bir cezadır. Skylakeus yurduna, Lykia’ya döndüğünde, kılıçların değil, yüreklerdeki yasın sertliğiyle karşılaştı. Kadınlar... Onlar, kralların emriyle ölüme yollanan eşlerinin, evlatlarının yasını tutuyordu. Skylakeus gerçeği söyledi; "Hepsi öldü," dedi. O an, sistemin dişlileri arasında ezilenlerin öfkesi bir volkan gibi patladı.
Bak dinle güzel çocuk, o kadınlar aslında birer katil değildi. Onlar, kralların başlattığı anlamsız bir yıkımın, bir sistemin kurbanıydılar. Skylakeus, o kralların yalanlarını taşıyan son elçi olduğu için, öfkenin hedefi oldu. Onu Bellerophontes’in kutsal tapınağının gölgesinde taşladılar. Evet, bedenine değen her taş, aslında kralların o bitmek bilmeyen güç hırsına atılmıştı.
Şimdi, "Neden sonra tanrılaştırdılar?" diye soruyorsun, değil mi evlat? İşte asıl komedi burada. Zeus denen o tepedeki figür, suçluluk duygusunu örtbas etmek için ona bir "tanrılık" etiketi yapıştırdı. İnsanların öfkesini dindirmek, onları yatıştırmak için bir kurbanı daha yücelttiler. Oysa Skylakeus, ne bir tanrı olmak istemişti ne de kralların oyuncağı. Sadece yurduna dönmek isteyen, yorgun bir askerdi.
İnsanlar böyledir evlat; birini yok ederler, sonra da pişmanlıklarını bir efsaneye sığdırıp ona tapınmaya başlarlar. Güç sahipleri, düzenlerini korumak için senin gibi gencecik ruhların hikayelerini bile süslerler. Ama unutma, taşların altında kalan sadece Skylakeus değildi; o gün Lykialı kadınların vicdanı ve insanlık da biraz daha ağırlaştı.
Şimdi bir yudum alalım da şu hayatın acı nükte sine gülelim. Zira dünya, ancak kralların oyunlarını görebilenlerin gözünde yaşanılır bir yerdir.