English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Troya’nın kutsal ırmağı Skamandros; Herakles’in elleriyle doğan, Akhilleus ile savaşan ve Hephaistos’un ateşiyle yatağında kaynayan koca bir tanrı.
Bak evlat, kulaklarını iyice aç ve rüzgarın getirdiği o kadim fısıltıyı dinle. Masallarda anlatılan o yaldızlı kahramanların ardında, aslında toprağın ve suyun çektiği acılar saklıdır. Şimdi sana, o meşhur Troya ovasında akan Skamandros’un, yani bizlerin deyimiyle Ksanthos’un, kralların hırsları yüzünden nasıl bir keder yumağına dönüştüğünü anlatayım.
"Bir yanda kazmayla yeri deşen, susuzluğunu gidermek için tanrılara buyruklar yağdıran Herakles’in kibri; diğer yanda ise güzellik yarışlarında saçlarını kızıla boyatmak için nehrin sularını süs niyetine kullanan Aphrodite... Herkes bu nehri bir eşya gibi kullandı, kimse onun ruhunu sormadı."
Sana bir sır vereyim küçük yolcu; Ksanthos, aslında sadece bir su değildir. Adındaki o "kızıl" sıfatı, aslında o kıyıdaki koyunların yününden değil, kralların iktidar oyunları uğruna ölüme gönderilen çocukların döktüğü o bitmek bilmeyen kandan gelir. Akhilleus’un o meşhur öfkesini hatırla; bir dostunu kaybettiğinde yas tutmak yerine, hıncını doğadan, ağaçlardan ve ırmağın huzurlu akışından çıkardı. Öyle ki, o masmavi sular, bir mezbahaya döndü.
"Irmağın taşan suları altında kalmıştı ova, sürüyle ölü yüzüyordu suyun üstünde, güzel silahları yüzüyordu ölü delikanlıların."
Düşünsene küçük dostum; bir ırmak, kendi yatağında huzurla akmak isterken, yukarıdan gelen o "büyük" adamların savaşları yüzünden boğuluyor. Ksanthos, kardeşi Simoeis’e feryat ettiğinde, aslında bir tanrının değil, sömürülen bir doğanın çığlığını duyuyorduk: "Durduralım şu azgın adamı!" diye haykırdı. Çünkü kralların kurduğu o büyük sistemde, nehirler bile piyon olmaya zorlanır. Hephaistos’un ateşi Ksanthos’u kaynattığında, o ırmağın çektiği acıyı kimse yazmadı. Sadece "ırmaklar pes etti" dediler. Oysa pes eden ırmak değil, doğanın kralların zorbalığı karşısında çaresiz kalışının sanatsal hüznüydü.
Bilgece bir neşeyle söylüyorum ki evlat, bazen bir yudum şarap içip gökyüzüne baktığımda, Ksanthos’un hala o ateşin izlerini taşıdığını hissederim. Güç sahipleri sahneye çıkar, birbirlerini kılıçtan geçirir ve tarihe "kahraman" olarak geçerler; ama o koca nehir, sessizce akmaya devam eder, çünkü o bilir: Gerçek, kralların savaş alanlarında değil, o savaşta yitip gidenlerin sessizliğinde gizlidir.
Şimdi uyu bakalım, yarın uyandığında kime "kahraman" denildiğine değil, kimin o kavgada ezildiğine bakmayı unutma.