English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Hera'nın leyleğe dönüştürdüğü Oinoie yüzünden kuşlarla bitmek bilmeyen efsanevi bir savaşa tutuşan, İlyada'nın cüce halkı Pygme'lerin hazin hikayesi.
Bak ufaklık, kulak ver; masallarda anlatılmayan bir sır var...
Dünyanın "büyük" adamları, tarih kitaplarına kendi isimlerini altın harflerle yazdırırken, ayaklarının altında ezilenlerin feryatlarını hep sustururlar. Sana bugün, Homeros’un o şaşaalı destanlarında küçücük birer figüran gibi gösterilen Pygme’lerden bahsedeceğim. Evet evlat, o tozlu sayfalarda "cüce" diye aşağılanan, doğanın dengesinde yaşayan o kadim halk...
İnsanlar onlara neden "Pygme" dedi biliyor musun? Çünkü onlar, kralların o kule kadar yüksek hırslarına, o bitmek bilmeyen toprak kavgalarına hiç ortak olmadılar. Kendi hallerinde, nehir kıyılarında yaşayan, kibir nedir bilmeyen insanlardı. Peki, neden leyleklerle veya turnalarla savaştılar sanıyorsun? O masallarda anlatılan "kutsal ceza" hikayelerine sakın inanma. Oinoie adında cesur bir kadının hikayesi bu.
Oinoie, tanrıların gökyüzündeki o soğuk ve mesafeli kurallarına başkaldıran bir ruh taşıyordu. O, Hera'nın "herkesin bana itaat etmesi gerekir" diyen o sarsılmaz otoritesini umursamadı bile. Kendi yuvasında, kendi çocuğunu severken mutlu olması, tanrıların o kibirli dünyasında bir tehdit olarak algılandı. Otorite, kendi sınırları dışındaki bir mutluluğa asla tahammül edemez; ya onu kendine benzetir ya da yok eder.
Dostum, biliyor musun? Hera, Oinoie'yi bir leyleğe dönüştürdüğünde, sadece bir kadını cezalandırmadı; bir anneyi yavrusundan ayırarak, doğanın kanunlarını bile kendi hükmü altına almaya çalıştı. İşte o leylek sürüleri, gökyüzünden birer cellat gibi inip Pygme’lerin üzerine çullandığında, aslında sistemin kendi kibrini nasıl silah olarak kullandığını görüyordun. Şairlerin "destansı bir savaş" diye ballandıra ballandıra anlattığı o sahneler, aslında bir kadının elinden alınan hayatın, acı bir feryadından ibarettir.
Bak, Homeros turnaların saldırısını Troyalıların zaferine benzetirken, aslında şunu itiraf ediyor farkında olmadan: Büyük güçler, her zaman küçük ama özgür olanın üzerine bir kasırga gibi çökerler. Onlar için sen, ben ya da o Pygme halkı; sadece bir "turna sürüsünün" gürültüsünden ibarettir.
Dünya, bir kadeh dolusu neşeli şarabın tadı kadar tatlıdır aslında, eğer ona kralların gözüyle değil de, toprağın huzuruyla bakarsan... Gerçekler, o devasa heykellerin gölgesinde saklıdır evlat. İktidarın "kahraman" dediğine bakma; gerçek kahraman, sistemin leylekleri tepesinde uçarken bile kendi yuvasını savunan, o küçücük Pygme'dir. Onlar ezilmediler, sadece daha büyük bir kibirle sınandılar.
Şimdi git ve düşün; senin gökyüzünden süzülen leyleklerin neler söylüyor? Ve en önemlisi, sen hangi kuşun çığlığına karşı kendi toprağını koruyacaksın?