English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Kapıların ve limanların eski Roma koruyucusu, Mater Matuta’nın oğlu. Denizcilerin güvenle yanaştığı rıhtımların kutsal bekçisi ve yol tanrısıdır.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, masallarda sana anlatılan o yaldızlı zaferlerin ardında, büyüklerin asla fısıldamadığı bir sır var... Gel, yanıma otur. Şarabımın son damlası kadar berrak bir gerçekliği, sana limanların eski efendisi Portunus hakkında anlatayım.
Eski Roma'nın tozlu haritalarına bakarsan, ona bir kapı bekçisi derler; geçitlerin, anahtarların ve limanların sadık koruyucusu... Büyüklerin, onu tapınaklarda heykellerin önünde eğilerek anarlar. Sanırlar ki o, sadece taş duvarları ve gümrük kapılarını bekleyen bir memurdur. Oysa Portunus'un hikayesi, otoritenin insanları nasıl küçük "görevli kutucuklarına" hapsettiğinin en eski kanıtıdır evlat.
Peki, bir tanrı neden sadece "kapı bekçisi" olmakla yetinsin?
Portunus, Mater Matuta'nın oğlu olarak doğdu; yani aslında şafağın, yeni başlangıçların çocuğuydu. Ama sistem, yani o devasa Roma çarkı, ona bir etiket yapıştırdı: "Sen kapıları koruyacaksın." Onun o geniş, denizleri kucaklayan ruhunu, sadece limanların ve iskelelerin sınırlarına hapsederek, aslında onu bir özgürlük tanrısından, bir devlet memuruna dönüştürdüler. Otorite böyledir evlat; büyük yetenekleri alır, onları bir işlevle sınırlayarak kendi düzenine köle eder.
Şimdi bir düşün; neden onun tapınağı tam da ticaretin kalbinde, limanın gürültüsünde? Çünkü sistem, her zaman kendi işine yarayanı kutsallaştırır. Portunus, yolların ve geçitlerin tanrısıyken aslında özgürce dolaşması gereken bir ruhtu; ancak sistem, "Limana gelen malı koru, şehre gireni denetle" diyerek onu bir duvarın arkasına mahkum etti.
Yolda onun için bayramlar düzenleyip kurbanlar kesen o kibirli imparatorluk bürokratları, aslında kendi güvenlik korkularını tanrılaştırdılar. Portunus'un ellerinde anahtarlar vardı, evet; ama o anahtarlar belki de onun kendi zincirlerini açmak içindi, kim bilir? Belki de o, limana gelen gemilerin içinde saklanan kölelerin gözyaşlarını gördü, belki de gümrükten geçen o ağır yüklerin altındaki ezilmiş bedenlerin ağırlığını herkesten iyi hissetti.
Sevgili evladım, eğer bir gün bir limanda durup denize bakarsan, sadece kuleleri değil, o kulelerin neden yapıldığını sorgula. Portunus, belki de bugün bizim "kapı bekçisi" dediğimiz o eski tanrı, aslında o kapıların asla kilitlenmemesi gerektiğini en iyi bilen bilgeydi. Kendi sınırlarını çizenlere değil, o sınırları aşmaya cüret edenlere gülümserdi.
Şimdi uyu ve hatırla; bazen en büyük tanrılar, en küçük kutulara kapatılırlar. Ama akıllı bir zihin, o kutunun kapağının aslında hep aralık olduğunu bilir.