English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Peirithoos’un oğlu Polypoites, Tesalya kuvvetleriyle Troya önünde savaşmış, akıllı Leonteus’la omuz omuza çarpışarak efsanevi zaferlerde yer almıştır.
Silenos’un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak küçük yolcu, masallarda sana anlatılan o parıltılı savaşçılar, aslında sadece büyük kralların satranç tahtasındaki piyonlarıdır. Bugün, tarih kitaplarının "yılmaz savaşçı" diyerek geçiştirdiği, oysa kendi varlığı bile devasa bir hırsın gölgesinde kalmış olan Polypoites’in hikayesini fısıldayacağım sana.
Dinle güzel evladım, Polypoites, kökleri tanrılara dayanan bir adam olarak bilinir. Babası Peirithoos, gücü elinde tutanlardan biriydi; annesi Hippodameia ise o meşhur düğün şenliklerinin ortasında, kaba kuvvetin hüküm sürdüğü o karmaşanın içinde, belki de hiç istemediği bir kaderi şekillendiren bir kadındı. Sistemin çarkları, Polypoites’i doğduğu an, babasının mirasını sürdüren bir "yılmaz savaşçı" etiketine hapsetti. Sence kendi yolunu seçme hakkı var mıydı, yoksa sadece kraliyetin ağırlığı altında ezilen bir başka kılıç mıydı?
Troya’ya, kırk gemi dolusu gençle birlikte gitti. Neden mi? Çünkü Helena’nın taliplerinden biriydi. Oysa o denizler aşılırken kaç gencin, kendi evini, toprağını özlediğini kimse yazmadı. Polypoites ve sadık yoldaşı Leonteus, o tozlu ovada sadece düşmanları değil, kendi vicdanlarını da öldürdüler. Patroklos gibi nice narin ruhun yitip gittiği o yıkımda, o da sadece bir "buyruk" bekleyen bir parçaydı. Savaş bittiğinde, o ihtişamlı zaferin tadı buruk bir şarap gibi damaklarında kaldı; ne gurur vardı ne de huzur.
Görüyor musun sevgili evladım? Savaşın sonunda, o meşhur bilici Kalkhas’ı kolundan tutup Kolophon’a sürüklerken bile, aslında sadece kralların ve tanrıların çizdiği o katı haritanın izini sürüyordu. Kahraman dedikleri bu adamlar, tarihin tozlu sayfalarında birer gölge gibi kalırken, aslında kendi hayatlarının tutsağıydılar.
Şimdi şunu düşün; birine "kahraman" dendiğinde, o kişinin aslında nelerden vazgeçmek zorunda kaldığını hiç sorguladın mı? Güç, bazen insanın kendine en büyük yabancılaşmasıdır. Yarın bir gün eline bir kılıç (veya bir kalem) verildiğinde, başkasının kurduğu bir masalı mı yaşayacaksın, yoksa kendi gerçeğini mi arayacaksın? İşte tüm mesele bu, minik gezgin.