English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Yoksulluğun tanrıçası Penia, Poros ile birleşerek aşk tanrısı Eros'u dünyaya getirmiştir. İhtiyacın ve arzunun kadim, köksüz simgesidir o.
Bak minik yolcu, masalların yaldızlı sayfalarında sana hep zengin kralların, altın kadehlerin ve parıltılı zaferlerin hikayeleri anlatılır, değil mi? Ama o parıltının arkasında, duvarların gölgesinde saklanan bir hakikat var. Okyanusun en derinindeki sessizlik gibi, herkesin görmezden geldiği ama dünyanın çarkını döndüren o kadim tanrıçayı, Penia’yı hiç duydun mu?
Penia, insanların "yoksunluk" dediği o sızının ete kemiğe bürünmüş halidir. Sarayların kapısına dayanmaktan korkan, oysa her sarayın temelini inşa eden o unutulmuş bilge. Büyükler, krallar ve sistemin efendileri onu bir utanç gibi saklar. Çünkü Penia olduğu sürece, o kibirli "Poros"lar, yani "bolluk ve imkan" sahipleri, ellerindekinin değerini anladıklarını sanırlar. Oysa gerçek, soğuk bir kış gecesinde saklıdır.
Dinle güzel evladım, yaşlı gözlerim çok kış gördü; Penia, bir gece o kibirli Poros'un sarhoşluğundan ve kibrinden faydalanarak ona yaklaştı. Herkes bunun basit bir birleşme olduğunu sanır ama bu, gücün ve yoksunluğun zorunlu bir dansıydı. O geceden, o derin çaresizlikten ve o kurnaz arzudan Eros doğdu. Yani aşk...
Şimdi anlıyor musun? Aşk, sadece çiçekler ve şarkılardan mı ibaret sanıyordun? Hayır, sevgili gözbebeğim; aşk, Penia’nın o bitmek bilmeyen arayışıyla, Poros’un o tatmin olmaz açgözlülüğünün çocuğudur. İnsanlar birine "aşık" olduklarında aslında bir şeyi eksik hissederler, tıpkı Penia gibi. İşte bu yüzden aşk, kralların buyruklarına sığmaz, sınır tanımaz ve dünyayı yerinden oynatır. Çünkü o, sistemin kurallarıyla değil, ruhun o kadim, saf açlığıyla doğmuştur.
Dünya sana "sahip olursan mutlu olursun" diye fısıldayacak, ey genç ruh. Ama Penia’nın sessizliğini duyabiliyorsan, gerçek özgürlüğün bir şeye sahip olmakta değil, o eksikliği onurla taşımakta olduğunu da anlarsın. Kralların sofrasına değil, o boşluğun içindeki ışığa bak. Bazen en büyük hazineler, kimsenin sahip olmak istemediği o "yoksunluk" dediğimiz yerdedir. Bir yudum neşeli bir şarap gibi, bu bilgi de boğazından yavaşça geçsin; çünkü dünya, senin gibi sorgulayan bir zihinle ancak güzelleşir.