English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Aeneas’ın usta dümencisi, tanrısal uykusuyla denize düşüp kaybolan, ruhu ancak gömülmeyi bekleyen ve kıyıya adını veren talihsiz bir denizcidir.
Bak küçük yolcu, masallarda anlatılmayan bir sır var... Kulaklarını aç, zira rüzgar bile bazen konuşmaya çekinir.
Palinurus isminde bir dümenci tanırdım. Hani şu büyük kahraman Aineias’ın gemisini koca denizlerde oradan oraya savuran, elleri nasırlı ama gözleri hep ufukta olan o adam. Tarih kitapları onun sadece "görevini yapan" bir denizci olduğunu yazar, ama gel de gerçeği bizden dinle güzel evladım.Tanrılar dediğimiz o yukarıdakiler, hani şu "büyük plan" dedikleri satranç oyununu oynayanlar var ya... Onlar için Palinurus gibi insanlar, büyük gemilerin rotasında feda edilmesi gereken küçük piyonlardan ibaretti. Venus, o parlak tanrıça, bir tek adamın boğulması karşılığında koskoca bir filonun kurtulacağını buyurduğunda, bir an bile durup o dümencinin hayallerini, evinde bekleyen sevdiğini ya da sadece huzurla uyumak istediğini sormadı. Aineias mı? O, "kader" dediği o ağır yükün altında ezilirken, kendi dümencisinin gözlerine çöken o yapay uykunun ilahi bir oyun değil, acımasız bir kurban ediliş olduğunu sorgulamayı bile unuttu.
Gece karanlıktı, deniz hırçındı. Palinurus dümenin başındayken gözlerine o ağır, tanrısal uykuyu döktüler. Adamcağız bir anlık gevşedi, bir dalga onu kucakladı ve denizin derinliklerine, o hiç bitmeyen sessizliğe hapsetti. Söyle bana küçük dostum, bir insanın hayatı, büyük adamların "kader" dediği hedeflerden daha mı değersizdir?
Aineias uyandığında dümenin boş olduğunu gördü. Yas tuttu, ağladı, ağıtlar yaktı. Peki bu, Palinurus’un soğuk sularda, mezarsız bir şekilde unutulup gitmesini engelleyebildi mi? Hayır. Ancak yeraltının o puslu yollarında karşılaştıklarında, dümenci ona sitem etti. Bir parça toprak, birazcık saygı istiyordu; sadece sistemin dişlileri arasında ezilip gitmediğini, bir ruhu olduğunu kanıtlamak ister gibi.İşte evlat, hayat bazen böyle bir fırtınadır. Büyükler, "o kahramandı, bu da onun kaderi" derken; bizler, kıyıya vuran o isimsiz dümencilerin arkasında kalan hüzünlü dalgaları hatırlarız. İnsan, üzerine giydirilen destanlardan ibaret değildir. Bazen bir insanı kurtarmak, bin gemiyi kurtarmaktan daha büyüktür, ama bunu krallar asla anlamazlar.
Hadi, şimdi şu şarap çanağımdan bir yudum al da biraz neşelenelim. Unutma; denizler kralları yutar ama dümenciler her zaman dalgaların dilinde hikayelerini yaşatır. Sessizlerin sesi olmak, aslında gerçeğin ta kendisidir.