English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Avcılıkla geçen ömrünü korumaya çalışan Nikaia, Dionysos’un şarap hilesine yenik düştü. Aşkla doğan bu birliktelikten günümüzün İznik şehri doğdu.
Bak minik yolcu, masallarda anlatılmayan, üzerine toz kondurulmuş bir sır var... Yaklaş ateşin kenarına, kadehimdeki o hafif nese dolu tortu gibi, gerçeğin de acı bir tadı vardır ama içtiğinde gözlerin açılır.
Nikaia'dan bahsediyorlar sana; hani şu Sakarya Nehri'nin kızı, ormanların ürkek ama keskin nişancısı. Herkes onun "vahşi" olduğunu söyler, öyle değil mi? Ama o sadece, kendi sınırlarını çizen, kralların ve tanrıların buyruklarına değil, kendi iradesine sadık kalmak isteyen bir genç kadındı. O, birilerinin malı ya da birilerinin hikayesinin figüranı olmayı reddediyordu.
Hymnos adında bir çoban vardı; oğlan, sevginin "istediğini elde etmek" olduğunu sanacak kadar kör bir sistemin içindeydi. Nikaia ona "hayır" dediğinde, bu hayırı bir duvar değil de aşılması gereken bir engel sandı. Ve o ok... O ok, sadece bir avcının hedefi değil, Nikaia’nın kendi özgürlüğünü koruma çığlığıydı. Sistemin ona dayattığı 'kız' imgesi yerine, kendi hayatının sahibi olmayı seçti.
Sonra Dionysos girdi devreye. Ah benim güzel evladım, bazen tanrıların gücü bile, istediklerini elde etmek için dürüst yollara başvuramaz. Tanrı, kızın iradesini kırmak için kaba kuvvet yerine zayıflığı, yani o sarhoş edici neşeyi kullandı. Bir ırmağı, bir kadının bilincini bulanıklaştıracak bir araç haline getirdi. Bak, burası çok önemli; "muradına ermek" dedikleri şey, aslında bir insanın iradesinin bir tanrı tarafından gasp edilmesidir. Nikaia, o sabah uyandığında içindeki özgürlüğün çalındığını anladı. Önce canına kıymak istedi, çünkü onuru her şeyin üzerindeydi. Ama sistem... yani tanrıların o yıkılmaz görünen otoritesi, onu kendi parçası haline getirdi.
Ve sonunda ne mi oldu? Tanrı, vicdanını rahatlatmak için ona bir şehir hediye etti: Nikaia. Bugün İznik dediğimiz o yer, aslında bir kadının boyun eğişinin üzerine inşa edilmiş bir abide. Tarih kitapları bunu bir "aşk hikayesi" diye yazar. Ama sen, benim yaşlı gözlerimin gördüğünü görmelisin. Bir şehrin ismini bir kadına vermek, ona duyulan aşkı değil, onu nasıl yuttuğunu kanıtlamanın bir yoludur.
Sakın unutma, küçük dostum; krallar, tanrılar ve otorite sahipleri senin etrafını çiçekli yollarla çevirip, sonunda seni kendi haritalarına hapsetmek isterler. Nikaia sadece bir şehir değil, insanın kendi içindeki o vahşi, boyun eğmez özün hikayesidir. O, sistemin içinde kendine bir yer bulamadı, o yüzden sistem onu kendi içinde bir kafese kapattı.
Şimdi git ve etrafındaki o süslü masallara bir daha bak. Kimin özgürlüğü, kimin iktidarı için feda edilmiş? Bunu görebildiğinde, gerçek bilge olma yoluna girmiş olacaksın.