English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Lapithes’in oğlu, tanrı buyruğuyla Midilli’ye yerleşip adaya adını veren, Methymna ile evlenerek orayı krallığıyla taçlandıran bilge bir kahramandır.
Bak evlat, solgun ay ışığında parlayan kadehime bakma; içindeki sadece üzümün mayalanmış neşesidir. Gel yanıma, yorgun ruhlu güzel yavrum. Sana tarih kitaplarının "kahraman" diye parlatıp sunduğu, oysa sadece bir coğrafya parçasını kendine mülk edinen bir adamdan bahsedeyim. Lesbos'tan...
Silenos’un Bildiği Gizli Gerçekler
İnsanlar der ki; Lesbos adında biri vardı, Lapithes’in oğlu. Bir tanrı buyruğu almış, yurdunu terk edip uzaklara yelken açmış. Hikaye burada hep aynı nakaratla devam eder: Geldi, fethetti, evlendi ve adaya kendi adını kazıdı. Ne büyük bir başarı, değil mi minik yolcum? Ama gel de bir de benim gözlerimle bak şu "kahramanlığın" tozlu raflarına.
O "tanrı buyruğu" dedikleri şey, aslında bir adamın kendi hırsını haklı çıkarma biçimidir. Otorite dediğimiz o koca gölge, her zaman bir elçisini gönderir ve "burası senin" der. Lesbos, Yunanistan’ın dar gelen elbiselerinden sıkılıp kendine yeni bir krallık kurmaya gittiğinde, arkasında bıraktığı düzenin parçasıydı elbette. Methymna ile evlenmesi... Ah, işte orada masalın en hüzünlü gizemi yatar. Methymna, o kadim toprakların kızı; bir krallığın kalbi. Lesbos onu "karısı" yaparken, aslında o topraklardaki yerli iktidarı kendi adıyla mühürledi.
Kendi adını adaya kazımak, bir toprağı fethederken onun hafızasını silmektir. Methymna’nın adı sadece bir şehrin duvarlarında yankılanırken, Lesbos’un adı rüzgarlara karıştı. Sistem böyledir güzel evladım; güçlü olan, ismini tarihin üzerine bir mühür gibi basar, zayıf ya da "sistem dışı" olan ise sadece bir "hizmetli" veya "eş" olarak anılır.
Şimdi söyle bana, sevgili yetişkin dostum, bir adamın kendi ismini bir adaya vermesi mi daha büyüktür, yoksa o adanın zaten binlerce yıldır kendi ismiyle, sessizce fısıldadığı o kadim ruhu mu? Krallar, adalarının isimlerini değiştirerek gerçekliği bükebileceklerini sanırlar. Ancak unutma ki; denizler ne Lesbos'un hırsını hatırlar ne de kralların o şaşalı buyruklarını. Deniz sadece dalgalanır.
Gözlerini kapa ve hisset. Gerçek kahramanlık, bir yere ismini vermek değil; o yerin ruhuyla, onu değiştirmeye çalışmadan uyum içinde olmaktır. Ama bunu krallara anlatamazsın, çünkü onların kulakları sadece kendi zafer çığlıklarını duymaya ayarlıdır.