English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Odysseus'un yaslı babası Laertes, oğlunun hasretiyle bahçesine çekilmiş, ömrünü hüzünle geçirmiştir. Ancak kavuşma anı ona yeniden güç ve neşe katar.
Bak minik yolcu, masallarda anlatılmayan, o parıltılı kahramanlık zırhlarının ardına gizlenen bir sır var; kulağını yaklaştır da duy...
Laertes derler ona. Hani o büyük kral Odysseus’un babası. Herkes onu sarayların şaşalı koridorlarında, krallık sofralarında hayal eder değil mi? Yanılıyorsun. Kralların hikayesi yazılırken, aslında o kralların hükmünün bittiği yerde gerçek hayat başlar. Laertes, hırsın ve savaşın hüküm sürdüğü o büyük yalan çarkından çekilmiş, nasırlı elleriyle toprağa sarılmış bir adamdı. Neden mi? Çünkü evlat, sistemin "kahraman" dedikleri, evlerini terk edip başkalarının hırsları uğruna uzak kıyılara gitmeyi marifet sanırken; arkada kalanlar, o sessiz sedasız yaşlananlar, sistemin unuttuğu yaralı ağaçlar gibi kendi içlerine çökerler.
Laertes, sarayındaki o sözde "soyluların" şehvet ve açgözlülükle evini talan etmesine karşı neden sessizdi sanırsın? Gücü mü yetmiyordu? Hayır, o gücün anlamsızlığını görmüştü. O, Penelopeia’nın her gece söküp yeniden dokuduğu o kefende, sadece bir ölümün değil, koca bir düzenin tükenişini izliyordu. Antikleia’nın derin kederi toprağa karıştığında, Laertes artık bir kral değil, yeryüzünün en ağır yükünü taşıyan bir çobandı. Bir yudum şarapla içindeki acıyı dindirmeye çalışırken, aslında krallık oyununun ne kadar bayat bir oyun olduğunu anlıyordu.
Ah benim bilge evladım, bak, o meşhur Odysseia’nın son perdesinde, oğul babasını bahçede bulur. Çapalıyordu ihtiyar adam... Üstü başı yama içinde, ellerinde diken yaraları... İşte o an, sahteliğin bittiği yerdir. Savaşların, kanlı denizlerin ve tanrıların oyununun ötesinde, toprağa dokunan o yaşlı eller en büyük gerçektir. Athene ona mucizevi bir güç verip onu yeniden bir savaşçıya dönüştürdüğünde, halkı öldürmek için değil, aslında evini istila eden o haksız düzeni kökünden söküp atmak için kalktı ayağa. Eupeithes’in kanı toprağa döküldüğünde, o ihtiyar adamın gözlerinde savaşın coşkusunu değil, artık bu anlamsız döngünün bitmesini dileyen o hüzünlü bilgeliği görürdün.
Unutma küçük dostum; kim sana "büyük adamlar" diye anlatılanların pelerinlerini gösterirse, sen hemen onların altına, tozlu çizmelerine ve nasırlı avuçlarına bak. Gerçek, saraylarda değil; hayatı çapalamaya çalışan o yorgun, yamalı entarili ihtiyarların sessizliğinde gizlidir. Dünya, kralların yazdığı destanlardan ibaret değildir; dünya, toprağına ve sevdiklerine sahip çıkmaya çalışanların, sessizce inleyenlerin sabrıdır.