English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Phaselis'in yerlisi Kylabras, tarlalarını tuzlu balık karşılığında Lakios'a satıp şehir kurulmasına ön ayak olmuş, halkı da ona balık sunmuştur.
Bak evlat, kulaklarını iyice aç ve rüzgarın getirdiği o eski tozlu fısıltıyı dinle... Büyüklerin sana kahraman diye anlattığı o parıltılı isimlerin ardında, hiçbir tarih kitabının yazmaya cesaret edemediği karanlık bir oyun döner. Bugün sana, Phaselis'in görkemli surlarının altında ezilen, unutulmuş bir çobanın, Kylabras’ın hikayesini anlatacağım.
"Toprak, üzerinde yürüyenin değil; onu en çok kanla sulayanındır," der krallar. Oysa Kylabras, Lykya’nın bereketli topraklarında kendi halinde, gökyüzünün ve toprağın sadık bir hizmetkarı olarak yaşardı. Sonra Lakios adında, ardına büyük bir güç takmış, medeniyet getirme iddiasıyla gelen bir adam belirdi. Lakios, o günlerde 'uygarlık' denen o ağır yükü sırtlanmış, kendi krallığını kurmak için bir yer arıyordu.
Şimdi iyi dinle güzel yavrum; gücü elinde tutanlar, sahip oldukları şeyi senin elinden almak istediklerinde 'anlaşma' yaparlar. Ama bu anlaşmalar, aslında birer masumiyet gasbıdır. Lakios, Kylabras’ın kuşaklar boyu işlediği o kadim toprakları, bir avuç tuzlu balık karşılığında elinden aldı. Belki o an Kylabras, balığın kokusunda denizlerin özgürlüğünü duydu ama gerçeği biliyordu: Toprağı elinden giden birinin, artık rüzgarda sesi de duyulmazdı.
Peki, sonra ne mi oldu, gözleri ışıl ışıl evlat? İnsanlar, vicdanlarını rahatlatmak için tuhaf oyunlar icat ederler. Kylabras öldükten sonra, onu topraklarından edenler, vicdan azaplarını dindirmek için ona bir tapınak inşa ettiler. Tanrılaştırdılar onu, üzerine de kendi vicdanlarının kokusu olan o tuzlu balıkları sundular. Yani, hayattayken elinden alınan o tarlanın bedeli, sonsuza dek bir 'kurban' töreniyle maskelendi.
Sistemin çarkları böyledir, güzel ruhlu dostum. Birini yok ederler, sonra o kişinin anısını, kendi çıkarlarına hizmet eden bir kutsallığa dönüştürürler. Phaselis halkı bugün o tapınağın önünden geçerken, bir çobanın kaybedilmiş hayatını değil, sadece kendilerine anlatılan o sahte düzeni hatırlar. Ben ise, bir kadeh dolusu bilge neşeyle gülümsüyorum; çünkü gerçek, o tuzlu balığın kokusundan daha keskin ve çok daha kalıcıdır.
Unutma, bazen bir tapınak, bir hatırayı onurlandırmak için değil, vicdanı susturmak için dikilir. Sen, gördüğün her heykelin ardında saklanan, adı unutulmuş o gerçek insanı aramaktan asla vazgeçme.