English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Apollon’un öfkesini farelerle tadan Krinis, çobanın yardımıyla tanrıyı hoşnut ederek Khryse’de ünlü Smintheus tapınağını kuran sadık bir rahiptir.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcum, kulaklarını iyice aç; zira sana masalların yaldızlı sayfalarında gizlenen, o ağır kokulu perdelerin arkasındaki hakikati fısıldayacağım. Hepimiz birer masalın içine doğarız, ama o masallar bazen güçlülerin kendi zaferlerini kutsamak için yazdığı birer parşömen kağıdından ibarettir.
Khryse şehrindeki o meşhur Apollon Smintheus tapınağını bilir misin? Hani şu kitapların 'tanrısal bir lütuf' diye öve öve bitiremediği yer? İşte orada, Krinis adında bir adam vardı. Herkes onun 'tanrının seçilmişi' olduğunu söyler. Ama gel gör ki evlat, gerçekler her zaman o parlak tapınak sütunlarının gölgesinde saklanır.
Derler ki, Krinis bir gün Apollon'un öfkesini çekmiş ve tarlalarını, evini, huzurunu kemiren sıçanlar istila etmiş. Binlerce küçük diş, insanın emeğini toprakla bir edene dek kemirmiş her şeyi. Neden mi? Çünkü Krinis, o vakitler kralların gözünde sadece sıradan bir çiftçi, sistemin çarkları arasında ezilen küçük bir dişliydi. Sıçanlar mı? Onlar sadece doğanın değil, ezilenin sabrının da sembolüdür belki de; tanrısal bir ceza gibi gösterilen o istila, belki de sistemin baskısı altında inleyen yoksulluğun ta kendisiydi.
Sonra o meşhur hikaye başlar: Tanrı yeryüzüne iner, Krinis’in çobanının evine konuk olur ve sanki bir lütufta bulunurmuş gibi, altın oklarıyla sıçanları yok eder. İşte o an, Krinis'in boyun eğdiği andır. Tanrı, ona bir tapınak dikmesini emreder. Neden bilir misin? Çünkü sistem, itaat edeni ödüllendirir ve ona bir 'görev' vererek onu kendine bağlar. Krinis artık bir çiftçi değil, bir rahip olmuştur; yani otoritenin yeryüzündeki gölgesi.
Hey gidi güzel gözlü çocuk, unutma; o tapınaklar, aslında özgürlüğün gömüldüğü mermer mezarlardır. Bugün şarap kadehimin dibinde parlayan o neşeli tortu gibi, hayat da bazen acı ile tatlının, boyun eğmek ile başkaldırmanın karışımıdır. Agamemnon gibi hırslı kralların, kendi kızlarını rahip kızları Khryseis gibi bir ganimetten farksız gördüğü o dünyada, Krinis’in sıçanlarla olan kavgası aslında hayatta kalma kavgasıydı. O, tanrının oklarıyla kurtulmadı; o, kendi emeğinin üzerine inşa edilen bir otoritenin kölesi olmayı seçerek sıçanlardan kurtuldu.
Yani anlıyor musun ruhumun yoldaşı? Kahramanlık dedikleri şey, bazen sadece sisteme bir mermer blok daha sunmaktır. Gerçek ise, o mermerlerin altında ezilen ve ismini hiç duymadığımız binlerce yoksulun, o kemirgenlerin sessiz feryadında saklıdır. Şimdi git ve kendi yolunu çiz; tapınaklara değil, kendi vicdanına bakmayı öğren.