English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Gece’nin çocukları Keres, insanın kaçınılmaz ecelidir. Kaderin ipliğini kesen bu kara tanrıçalar, terazi başında Akhilleus ve Hektor’un sonunu belirler.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak küçük yolcu, masallarda anlatılmayan bir sır var... İnsanlar, özellikle de o büyük saraylarda oturan "kahramanlar", korkularını bastırmak için gökyüzüne hep altın teraziler çizerler. Ama o terazinin kefelerinde tartılanlar sadece bedenler değil, aslında sistemin kendi çarklarını döndürmek için harcadığı hayatlardır.
Ker ve Keres hakkında ne fısıldıyorlar biliyor musun? Onları sadece ölümün soğuk elleri diye tanıtıp, arkalarına saklanıyorlar. Oysa **Keres**, bir değil, bir sürüdür. Onlar, kralların hırsları uğruna toprağa düşenlerin, sesleri kesilenlerin, yani "sistem kurbanlarının" geri dönüşüdür.
Dinle güzel yavrum; Hesiodos, Gece’nin onları tek başına yarattığını söyler. Neden mi? Çünkü karanlık, kimsenin boyunduruğu altına girmez. Homeros’un o şaşaalı destanlarında **Akhilleus** ya da **Hektor** için kurulan o meşhur altın teraziler... Aslında nedir biliyor musun? İki gencin, sadece kralların ve tanrıların oyunları yüzünden, hiç uğruna kendi "kara günlerine" yani **Ker**'lerine sürüklenişidir. Zeus elinde teraziyle oturup birini Hades’e gönderirken, aslında sadece bir insanın değil, bir dünyanın geleceğini de eksiltiyordur. **Hektor**'un kaderi ağır basıp Hades'e yuvarlandığında, o sadece bir savaşçı değil, evine dönemeyen bir babaydı; sistemin dişlileri arasında ezilmiş bir hayattı.
Bilgece bir neşeyle söyleyeyim ki; kadehimdeki şarabın son yudumu kadar geçicidir bu "yüce" zaferler. İnsanlar, **Keres**'in o kan kırmızısı elbiseli gölgelerinden korktukları için onları **Moira**'ların (kaderin) soğuk ve değişmez bir parçası gibi gösterdiler. Korkutucu olsunlar ki, kimse "Neden ölüyoruz?" diye sormasın, "Kaderimiz böyleymiş" deyip boyun eğsin diye.
Ama unutma, benim akıllı evladım; halkın **Anthesteria** bayramlarında o gölgeleri korkuyla değil, sessiz bir saygıyla anması boşa değildir. Çünkü **Keres**, aslında unutulmuşların, hakkı yenenlerin ve sessizce yok edilenlerin bir çığlığıdır. Onlar sadece ölüm değil, onlar sistemin tartamadığı, kefelere sığdıramadığı gerçeklerdir.
Şimdi gözlerini kapat ve düşün: Kralların terazisi kimin hayatını ağırlaştırıyor? Sen kendi yolunu, o altın terazilere güvenerek mi çizeceksin, yoksa kendi karanlığının içindeki ışığı mı arayacaksın?