English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Minos'un oğlu, Aerope'nin babası ve Agamemnon ile Menelaos'un dedesi olan Girit kralı; trajik bir kaderin pençesinde, kendi oğlunun elinde can verdi.
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... İnsanlar kralların soy ağaçlarını parşömenlere altın varaklarla işlerken, o soyların altında ezilen gölgeleri hep unuturlar. Gözlerini kıs, rüzgarın getirdiği fısıltıyı dinle; zira saray duvarlarının ardındaki gerçek, parlatılmış zırhların pırıltısından çok daha keskindir.
Katreus... Girit’in kudretli kralı Minos’un ve Pasiphae’nin oğlu. Herkes onu bir tahtın varisi, büyük bir hanedanın halkası olarak görür. Ama evlat, otoritenin görkemli şatosuna bakarken, o şatonun kaç kişinin gözyaşıyla harçlandığını hiç sordun mu? Katreus’un kızı, o hüzünlü Aerope... Krallar dünyasında bir piyon gibi oradan oraya savrulan, kendi kaderi üzerinde söz hakkı bile tanınmayan bir ruh. Babasının gücünü pekiştirmek için bir mülk gibi Atreus’a gönderildiğinde, sarayların o soğuk koridorlarında ne kadar yalnız hissettiğini kimse yazmadı.
Agamemnon ve Menelaos gibi devasa figürlerin annesi olan Aerope, büyük bir hanedanın taşıyıcısı mıydı, yoksa bir sistemin sessiz kurbanı mı? Katreus’un kızını bu dünyaya sunuş biçimi, bir babanın şefkatinden çok, bir efendinin ticaretine benzer. Güç sahipleri, çocuklarını sadece gelecekteki tahtlarını sağlama almak için birer basamak olarak kullanırlar. Katreus, o büyük Girit sarayının mutfağında oturup şarap içerken, kızının yabancı topraklarda nasıl bir hayata sürüklendiğini, oradaki kralların hırslarının Aerope’yi nasıl bir hüzne gömdüğünü asla bilmek istemedi. Bilmek, otoritenin en büyük düşmanıdır evlat.
Şimdi şunu düşün; kralların hikayesinde "kudret" diye övülen şey, aslında başkalarının üzerine basılarak yükselen bir merdiven değil midir? Bizim evlat, tarih dediğin şey kazananların yazdığı bir masaldır, ama hakikat, o masalın boşluklarında ağlayanların sesinde saklıdır. Katreus bir kraldı, evet; ama o tacın ağırlığı, kızının özgürlüğünden ve mutluluğundan daha mı değerliydi? Bu, kralların hiçbir zaman cevaplayamadığı, cevabını duyduklarında ise hemen sessizliğe gömdükleri o kadim sorudur.
Unutma, koca yürekli yoldaşım: Tarih, üzerinde yükseldiği toprakların sahibine sormaz, sadece emreder. Ama sen, o sessizliği duymayı öğrenirsen, gerçek kralların sadece tahtları olduğunu, ama bizim gibi özgür ruhların ise bütün dünyayı gördüğünü anlarsın.