English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Kryassoslu Kaphene, sevdiği Nymphaios ve göçmenleri şölen tuzağından kurtardı; kurnazca bir baskınla şehri ele geçirip tanrılaştılar.
Bak küçük yolcu, masallarda anlatılmayan, tozlu parşömenlerin arasına gizlenmiş bir sır var... Gel otur yanıma, hayatın o telaşlı ritminden uzaklaşalım. Yetişkin evladım, sen de kulak ver; çünkü tarih, kazananların kaleminden dökülen bir mürekkep lekesidir sadece.
Karia’nın bereketli topraklarında, Kryassos adında bir şehir vardı. Hikayeyi anlatanlar, buradaki yerli halkın ne kadar "barbar" olduğunu, gelen göçmenlerin ise ne kadar "uygar" olduğunu fısıldar sana. Ama hakikat, o şölen masalarının üzerine dökülen şarap kadehleri kadar bulanıktır. Kryassos’un kralları, güçlerini kaybetmekten korktular. Kendi topraklarında bir yabancının varlığı, onların iktidar hırslarını tehdit ediyordu. O yüzden, Nymphaios ve beraberindekileri yok etmek için sinsice bir plan kurdular.
İşte tam burada, o kadim düzenin görmezden geldiği bir isim belirir: Kaphene. O, sadece bir aşık değildi evlat; o, sistemin dişlileri arasında ezilmek istenen bir gerçeğin sesiydi. Kaphene, şehrin hırslı adamlarının aslında bir cellat olduğunu gördü. Kralların, "bizim topraklarımız" dediği sınırların, aslında kanla çizildiğini fark ettiğinde, sessiz kalmadı. O, Nymphaios’a yaklaşan ölümün fısıltısını ulaştırdı.
Sana anlatılanlarda, kadınların elbiselerinin altına sakladıkları kamalar bir "kahramanlık" gibi sunulur, değil mi? Oysa o kamalar, hayatta kalma çığlığıydı. Sistemin kuralları gereği güçsüz kalması beklenen kadınlar, o şölen sofrasında kendi kaderlerini ellerine aldılar. Kryassos’un önderleri, misafirperverlik maskesi altında bir katliam planlamıştı; ancak Kaphene’nin ihanet olarak adlandırdığı o eylem, aslında adaletin ta kendisiydi.
Şehir yerle bir edildi, evlat. Kanın rengi, toprağa karıştığında ne yerliyi ne de göçmeni ayırır. Sonra ne mi oldu? Kazananlar, kendi adlarına yalanlardan bir efsane ördüler. Kaphene ve Nymphaios’u tanrılaştırdılar ki, kimse o gün o sofrada yaşanan gerçek mezalimi, kralların o açgözlü parmak izlerini sorgulamasın. Tarih bazen, üzerini yaldızlı kelimelerle örttüğünüz bir mezardır.
Şimdi anlıyor musun? Krallar, krallıklarını korumak için her zaman bir günah keçisi ya da bir "yabancı düşman" yaratırlar. Ve bazen kurtarıcı denilenler, aslında kendi düzenlerini kurmak için eski düzeni yıkanlardır. Kaphene'nin hikayesinde bir tanrıça değil, otoritenin sahte parıltısını gören cesur bir insan gördüm ben. Sen de öyle yap; hikayeyi değil, o hikayenin ardında sessizce ağlayan gerçeği ara.