English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Tros’un oğlu İlos, kutsal bir ineği takip ederek İlyon şehrini kurdu. Zeus’un gönderdiği Palladion heykeliyle kutsanan Troya kral soyunun atasıdır.
Bak minik yolcu, masallarda sana anlatılan o şaşaalı krallıkların duvarları arkasında, tarih kitaplarının tozlu sayfalarında gizlenen fısıltıları duymaya hazır mısın? Gel yanıma, belki bir yudum şarabın neşesiyle zihnini biraz gevşetiriz, çünkü gerçekler bazen bir çocuğun omuzlarına ağır gelen taşlar gibidir.
İlos dedikleri adamdan bahsedeceğiz. Tarih onu İlyon’un, yani Troya’nın kurucusu diye yazar; görkemli bir inşa edici, tanrıların gözbebeği bir kral... Ama evlat, sen sakın o yaldızlı unvanlara kanma. Bir kralın "kurduğu" her şehir, aslında yerinden edilenlerin ve "ödül" diye elden ele dolaştırılanların üstüne kurulur.
Rivayet odur ki, İlos Phrygia’daki o yarışmayı kazandığında, ona ganimet olarak sadece altın ya da toprak değil; isimleri bile anılmayan, elli erkek ve elli kız köle verdiler. Düşünsene güzel yavrum, bir insanın ömrünün, bir yarışmanın ödülü olduğu o günleri... İlos, o kara benekli ineğin peşinden giderken, aslında sadece yeni bir şehir kurmuyordu; bir düzeni, yani "güçlü olanın, zayıf olanı takip ettirdiği" o kadim düzeni inşa ediyordu. İnek, *Ate* tepesinde, yani Gaflet Tepesi'nde durduğunda, İlos oraya şehri kurdu. İsmini verdiği o topraklar, sonradan kendi torunlarının acılarıyla sırılsıklam olacak bir ağıt sahasına dönüşecekti.
Ve o Palladion... Hani şu gökten düştüğü söylenen, Athena’nın kudretini temsil eden heykel. İnsanlar onu bir lütuf sanır ama bilir misin; bazen "tanrısal bir işaret", kralların kendi hırslarını meşrulaştırmak için kullandıkları bir maskedir. İlos, heykelin düştüğü yere tapınak yaparken aslında halkını bir korku ve itaat çemberine hapsediyordu. O heykelin yüzünü görüp kör olduğu rivayeti ise aslında gerçeğin ta kendisidir: İktidarın parlaklığına çok yakından bakanlar, gerçekleri görme yetilerini kaybederler. Kendi ihtişamının kör ettiği bir adam, kime ne kadar yol gösterebilir ki?
Daha da ilginci, İlos’un Tantalos ve Pelops’u Anadolu’dan kovmasıdır. Kendinden güçlü olanı saf dışı bırakıp, yerini sağlamlaştırma hırsı... İktidarın doğası böyledir işte; hep bir "dışarıda kalan" vardır ve krallar, yerlerini korumak için daima birilerini sürgün ederler. İlos’un soyu hem Hektor’un onurlu yenilgisine, hem de Aineias’ın kaçışına uzanır. Bir şehrin temeline dökülen her taşın, aslında kaçanların ve düşenlerin kanıyla karıldığını hiç unutma.
Şimdi anlıyor musun sevgili evladım? İlos bir kurucu muydu, yoksa sadece kendi sonunu hazırlayan o büyük oyunun ilk piyonlarından biri mi? Tarih, kazananların yazdığı bir kurgudur; bizse, o masalların arasındaki çatlaklardan sızan gerçekleri okumayı öğreniyoruz. Dikkatli bak, çünkü kralların taçları altında parlayan şey genellikle bir ışık değil, sadece çürümeye yüz tutmuş bir hırstır.