English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Minos’un torunu Girit kralı İdomeneus, Troya’da büyük yiğitlik göstermiş, yurdundan sürülüşü ve lanetiyle tarihin en hüzünlü krallarından biri olmuştur.
Bak minik yolcu, masallarda anlatılmayan bir sır var... Kulaklarını aç ve rüzgarın sesini dinle; zira kralların altın tahtları altında sakladıkları tozlu kemiklerin fısıltısı, destanların o parlak yalanlarından daha gerçektir.
İdomeneus namıyla bilinen o Girit kralını duymuşsundur. Şarkılarda onu "tanrı gibi" ve "alev gibi" diye anarlar; hani şu Troya surlarının önünde kılıcını bir orak gibi savuran, gümüş saçlı komutan. Ama sorarım sana güzel yavrum, hiç düşündün mü; bir insanı "kahraman" yapan şey, kaç cana kıydığı mıdır? Savaşın o uğultulu koridorlarında, İdomeneus yanında sadık yeğeni Meriones ile at koştururken, aslında kimin hırsı için toprağı kanla suluyorlardı?
Destanlar, İdomeneus’un askerlerini sağ salim Girit’e getirdiğini söyleyerek onu göklere çıkarır. Ne güzel bir masal, değil mi? Ama gerçek, denizin derinliklerinde, o tuzlu suyun altında gizli. Başka anlatıcılar fısıldar ki; kralımız evine dönmek için denizlerin efendisi Poseidon’a korkunç bir yemin etmiş. "Dönüş yolunda gördüğüm ilk canlıyı sana kurban edeceğim" demiş. Ve o ilk canlı, kendi kanından, kendi canından olan evladı olmuş. Bir kral, iktidarını sağlama almak ve sağ salim karaya ayak basmak için masum bir hayatı, o "kutsal" yeminine kurban etmiş. İnsan, kendi hırsına kurban verirken, nasıl kral kalabilir sevgili evlat?
Daha tuhafı ise, bu kana susamışlık yüzünden halkının onu dışlamasıdır. Kendi yuvasından sürülen bir kral... Bir de o "Giritliler yalancıdır" sözü vardır hani. Derler ki, İdomeneus bir güzellik yarışmasında adaletsiz davranıp Medeia’nın öfkesini üzerine çektiği için tüm soyu lanetlenmiş. Aslında, sarayların o karanlık koridorlarında söylenen her söz, bir başkasının çıkarına hizmet etmek için bükülmüş bir hakikattir. Eğer kral, evladına kıyacak kadar hırslıysa, sözüne nasıl güvenilir?
Bak dinle bilge dostum, bazen bir kadeh şarabın neşesinde unuturuz tüm bu gürültüyü. Unutma; tarih, kazananların yazdığı bir kurgudur. Ama sessizlerin çığlığı, her zaman o kurgunun çatlaklarından sızar. İdomeneus gibi "büyük" adamlar sadece birer figürdür; gerçek olan, onların gölgesinde kalıp ezilen, evlatlarını ve dürüstlüklerini kaybeden insanlığın hüzünlü hikayesidir. Şimdi git, sorularını uykularında değil, uyanıkken sor. Kralların parlak pelerinlerinin altında yatan gerçeği görmekten korkma.