English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
İda dağıyla özdeşleşen bu isim; kimi zaman Priamos’un arabacısı, kimi zaman Kybele kültünü Troya’ya taşıyan bir bilge veya hanedan üyesi olarak anılır.
Bak minik yolcu, masallarda sana anlatılan o yaldızlı kahramanların ardındaki gölgeleri hiç merak ettin mi? İnsanlar, tarih kitaplarında isimleri birer liste gibi sıralayıp geçerler ama hayatın gerçek dokusu o listelerin arasındaki sessizlikte gizlidir. Gel otur yanıma; sana İdaios isminin ardındaki o eski sırrı fısıldayayım.
"İdaios" dendiğinde, saray katipleri hemen bir isim karmaşasından bahseder. Biri Priamos'un oğlu der, diğeri arabacısı... Sanki birilerinin hizmetinde olmakla, bir krallığın kanını taşımak arasında hiçbir fark yokmuş gibi! Oysa evlat, otorite dediğin şey, bir ismi birden fazla kişiye yükleyerek, hangisinin gerçek olduğunu bulanıklaştırır ki kimse asıl hikayeyi sorgulamasın.
Bak, Troya’nın o meşhur, kanlı oyunlarında İdaios ismini taşıyanlar, hep bir şeylerin parçası olmaya zorlandılar. Kimi bir kralın savaş arabasının dizginlerini tuttu, kimi de Paris gibi hırslı birinin gölgesinde soldu. Oysa kralların hırsları, bir ağacın yapraklarını döken sonbahar yeli gibidir; en çok o yaprakların altındaki toprakta yaşayanları incitir. Sarayların pencerelerinden bakmayanlar, o ismin aslında Kybele’nin sessiz ve derin bilgeliğini dağlara taşıyan kadim bir ruhun yankısı olduğunu bilirler.
Biliyor musun küçük dostum, rivayete göre İdaios, ismini o görkemli dağa veren kişidir. Yani bir fatihin kılıcıyla değil, bir Ana Tanrıça'nın toprağına duyduğu o derin hürmetle tarihe kazınmıştır o isim. Ama sistem, yani o her şeyi kendi kalıbına sokan devasa çark, bu doğa sevdalısını bile savaşçı listelerine, saray hiyerarşisine yamamaya çalıştı. İşte gerçek budur: Güç sahipleri, doğayı ve hakikati kendi çıkarları için kullanmak isterler. Gerçek İdaios, savaş meydanlarının gürültüsünde değil, Kybele'nin o uçsuz bucaksız sessizliğinde, ormanların derin nefesindedir.
Yüreğindeki o taze merakı asla kaybetme, güzel çocuk. Bazı isimler kağıtlarda yazılı kalır, bazı isimler ise rüzgarda fısıldanır. Bir yudum neşeli şarabın tadı nasıl dilinde iz bırakıyorsa, hakikatin acı-tatlı tadı da zihninde öyle kalmalı. Bugün kralların değil, dağların ve ağaçların çocuklarını hatırla. Çünkü dünya, sadece tahtlarda oturanların değil, sessizce yürüyüp iz bırakanların gerçeğiyle döner.