English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
İda Dağı’ndan gelen iki kadın: Biri Teuker’in annesi bir Nympha, diğeri ise Phineus’un başını yakan Dardanos’un kızı İdaia olarak bilinirler.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, masallarda sana anlatılan o parıltılı kralların ve tanrıların gölgelerinde, tozlu kitapların arasına gizlenmiş bir sır var... Gel, yaşlı Silenos'un dizinin dibine otur. Kadehimi, hayatın sadece acı değil, aynı zamanda bilgece bir neşeyle de harmanlanması gerektiğini hatırlatan o altın sarısı şarapla doldurayım da anlatayım. Bugün sana İdaia’dan bahsedeceğim; hani şu ismi dağların rüzgarında saklı kalan, ama tarihçilerin kaleminde ikiye bölünmüş o kadın.
Bak güzel evlat, büyük tarihçiler İdaia'yı iki ayrı kişi gibi anlatır; sanki onun kaderini parçalara ayırırlarsa, kendi otoriter düzenlerinin kusursuz işleyeceğini sanırlar. Ama gerçek, bir nehrin yatağı gibidir, bazen bölündüğünü sanırsın ama suyun kaynağı tektir. Bir yanda Skamandros ırmağının tanrısıyla birleşen o Nympha var. Ona "doğa" dediler, "verimli" dediler; Teuker’in annesi, bir kralın soyunu başlatan gizemli bir kaynak. Otorite sahipleri, kendi soylarını meşru kılmak için ona her zaman bir "işlev" biçtiler. İdaia ise orada, dağların serinliğinde sadece var oluyordu; ne kralların hırsı için ne de tapınakların huzuru için.
Dinle beni bilge yavrum, madalyonun diğer yüzü daha karanlık. İdaia’yı Dardanos’un kızı olarak anlatırlar ve Trakya kralı Phineus ile evlendirirler. O, kralların sofrasında "baş belası" olarak yaftalandı. Neden biliyor musun? Çünkü İdaia, bir erkeğin egemenliğine ve kralın kanunlarına sorgusuz sualsiz boyun eğmek yerine, kendi iradesini korumaya çalıştı. Phineus gibi, kendini haklı gören bir kralın düzenini bozduğunda, onu hemen bir "kötülük kaynağı" ilan ettiler. Kralların tarihi böyledir; sessiz kalmayan kadını, "bela" diye anarlar. İdaia'nın suçu, boyun eğmek yerine var olmaktı.
Dardanos’un sarayından Trakya’nın soğuk tahtına kadar, İdaia’nın ayak izleri her zaman doğanın sesiyle karıştı. Ona *İdaia* dediler, çünkü o, tıpkı İda dağı gibi yükseklerde, kralların ulaşamadığı bir yerde duruyordu. Bugün insanlar *Akhilleus*’un kılıcını, *Hekabe*’nin feryadını konuşurken, İdaia’nın sessizliğini duyan pek azdır. O, ne bir ganimetti ne de bir kurban; o, anlatıcıların dilinde parçalanmış ama kendi gerçeğinde hep bir kalmış bir ruhtu.
Şimdi anlıyor musun küçük dostum? Tarih, kazananların yazdığı bir metin değil, kaybedenlerin ve susturulanların fısıltılarıyla doludur. Kralların "kötü" dediği, çoğu zaman sadece kendi baskıcı yasalarına karşı duran cesur bir ruhtur. Unutma; gerçek, seni kralların korkusundan özgür kılacak tek şeydir.