English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Uranos ve Gaia'nın oğlu Titan İapetos; Atlas, Prometheus ve Epimetheus gibi kaderi değiştiren güçlü ve asi nesillerin babasıdır, sonu Tartaros olmuştur.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda sana anlatılmayan, üzerine toz kondurulmuş bir sır var... Gel, yanıma otur. Şarabımdan bir yudum almayacak olsan da, anlatacaklarımı zihninin en kuytu köşesinde sakla. Gökyüzünün ve yeryüzünün ilk sahiplerinden biri, o kadim İapetos’tan bahsederler. Herkes onun ismini bir "Titan" olarak anar, sanki devasa bir taş yığınıymış gibi. Ama gerçekler, tarihin ağır perdeleri arkasına gizlenmiştir.
İapetos, evrenin o eski, hiyerarşik düzeninin bir parçasıydı. Klymene ile birleşti, dünya sahnesine dört ayrı ruh sundu. Ancak unutma güzel yavrum; bu çocuklar sadece birer isim değil, insanın içindeki o dizginlenemez çatışmalardı. Atlas’ın omuzlarında taşıdığı gökyüzü, aslında kendi hırsının ağırlığıydı; Menoitios’un o kibirli duruşu, güce tapanların sonunu hazırlayan o kör cesaretti. Ya Prometheus? O, ateşin kıvrak zekasını insanlığa hediye ederken, aslında Zeus’un o "yukarıdan bakan" otoritesini sarsan ilk anarşistti. Oysa Epimetheus, sistemin kurallarına sorgusuz sualsiz boyun eğen o zavallı, "yarım akıllı" figür... Kendi felaketini, Zeus’un süslü paketinde gelen bir ödül sanıp evine buyur etti. Ne acı, değil mi minik yolcu?
Sana "İapetos, Tartaros’a atıldı" diyecekler. O karanlık çukur, kralların ve tanrıların, kendi düzenlerine tehdit gördükleri herkesi susturmak için kullandıkları bir sessizlik odasıdır. Zeus, bir tahtı korumak adına tüm kadim bilgeliği yeraltına gömmek istedi. İapetos’un suçu, belki de sadece boyun eğmemesi, belki de sadece kendi soyunun, kurulu düzenin dişlileri arasında ezilmesine göz yummasıydı.
Sakın unutma sevgili dostum; güç sahipleri, kendilerine biat etmeyenleri hep bir "bela" olarak adlandırır. İapetos'un çocukları üzerinden bize öğretilen bu korku masalı, aslında özgürlüğün bedelinin ne kadar ağır olduğunu fısıldar. Şimdi git, yıldızlara bak ve sor kendine: Omuzlarındaki yük senin mi, yoksa birilerinin sana taşıttığı o ağır gökyüzü mü?