English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Kuzey rüzgarının ötesinde, güneşin hiç batmadığı, hastalık ve ölümün uğramadığı, Apollon’un huzur bulduğu o efsanevi, mutlu ve kutsal ütopya.
Bak minik yolcu, dizlerimin dibine otur da anlatacaklarımı iyi dinle; masallarda sana anlatılan o parıltılı kahramanlık hikayelerinin tozlu rafları arasında, kimsenin fısıldamaya cesaret edemediği başka bir sır var. Dünya, kralların gürültülü kılıç sesleriyle dönmüyor sanıyorsun, değil mi? Yanılıyorsun, evlat.
Hyperboreoi derler onlara. Kuzey rüzgarı Boreas'ın o dondurucu nefesinin çok ötesinde, güneşin hiç uyumadığı bir diyarda yaşadıkları söylenir. Büyük ozanlar orayı, kimsenin yaşlanmadığı, acının kapıdan içeri sızamadığı, sonsuz bir dansın hüküm sürdüğü altın bir ülke diye anlatır. Herodotos gibi katipler, ellerinde tüy kalemlerle bu diyarı öve öve bitiremezler; sanki dünyanın geri kalanı kan ve çamur içindeyken, birileri orada sonsuz bir piknikteymiş gibi.
Fakat gel, yaşlı Silenos'un kadehinde arta kalan son damlanın bilgeliğiyle bir de buradan bak: Neden Apollon, o ışıklar tanrısı, kendi görkemli tapınaklarını bırakıp da sürekli o uzak kuzeye, Hyperboreoi topraklarına kaçar? Neden her kış, beyaz kuğuların çektiği o arabaya atlayıp oraya sığınır? Sence sadece ılık havası için mi, yoksa kendi yarattığı o ağır otoritenin, o bitmek bilmeyen tapınma ve kurban törenlerinin gürültüsünden kaçmak için mi?
Herakles ya da Perseus gibi isimlerin o diyara yolculukları, aslında birer keşif değil, birer talan arayışıdır. İnsanlar, nerede bir huzur, nerede kendi kendine yeten, saf bir güzellik görseler, orayı hemen bir "cennet" ilan edip, sonra da o cennetin kapılarını zorlamayı hak bilirler. Güçlü olan, başkasının sakinliğini bile kendine bir mülk edinmek ister. Belki de Hyperboreoi'nin o hiç batmayan güneşi, aslında dışarıdaki dünyanın soğukluğundan ve kralların bitmek bilmeyen hırslarından kendini korumak için çekildiği bir inzivadır.
Görüyor musun evlat? İnsanlar, bir yerin "kusursuz" olduğunu söylediklerinde, aslında orayı kendi dünyalarından soyutlayıp bir kafese hapsetmiş olurlar. Pythagoras'ın öğrencileri bu masalları süsleyip "ütopyalar" yarattıkça, o güzel insanların kendi hallerindeki yaşamları birer tabloya dönüşür. Oysa gerçek, belki de senin bir ağacın gölgesinde, kimsenin sana "şunu yap, bunu bekle" demediği o sessiz anlardadır.
Unutma küçük yoldaşım, kralların haritalarında sınırları çizilen her yer, birilerinin özgürlüğünü kısıtlamak içindir. Ama Hyperboreoi, senin kimsenin otoritesine ihtiyaç duymadan, kendi içindeki güneşle ısınabildiğin o gizli bahçendir. Oraya giden yollar haritalarda değil, insanın kendi vicdanının duru sularındadır.
Şimdi kalk ve uyu, çünkü yarın uyandığında, dünyanın sana sunduğu o devasa yalanlardan bir parça daha koparıp kendi gerçeğini örmen gerekecek.