English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Herakles’in gözbebeği, Argonaut seferinde su ararken nympha'larca kaçırılan genç. Kaybı, Bursa topraklarında yüzyıllar süren hüzünlü törenlere dönüştü.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, masallarda sana anlatılan o parıltılı kahramanlık hikayelerinin derinlerinde, tozlu raflarda saklanan başka bir sır var. Yanıma otur, belki biraz şarapla zihnimizi keskinleştiririz ama esas niyetim, sana o büyük adamların gölgesinde kalan sessiz bir haykırışı duyurmak.
Herakles’i bilirsin; hani o kaslı, yenilmez, her şeyi gücüyle çözdüğünü sanan büyük kahraman. O, Hēraklēs’in yanında bir gölge gibi dolanan, onun hırsına ve seferlerine mecbur bırakılan genç Hylas’ı hiç duydun mu? Çocuk, bir kahramanın oyuncağı veya bir koruma kalkanı gibi oradan oraya sürükleniyordu. Bir gün su aramak için o derin ormanlara daldığında, aslında sadece kana kana su içmek değil, belki de o bitmek bilmeyen "kahramanlık" yükünden kurtulmak istiyordu.
Sana anlatılanlarda Nympha’ların onu tutkuyla kaçırdığı söylenir, değil mi? Ama gerçeğin başka bir yüzü var güzel evladım. Hylas, birilerinin hırsının, kırılan bir küreğin, bitmek bilmeyen seferlerin ağırlığından o pınarın serinliğine kaçtı. Belki de sistemin ona biçtiği "sadık yardımcı" rolünden bıkmıştı. O pınarın dibi, Hēraklēs’in kaba gücünden çok daha şefkatli gelmiş olmalı ona.
Polphēmos, o yaşlı dost, çocuğun adını ormanlarda haykırırken aslında sadece bir genci değil, masumiyetin kaybedilişini de arıyordu. Ama ne oldu biliyor musun? Güç sahipleri durmaz. Hēraklēs, kaybettiği o "değerli eşyasını" bulmak için masum insanları tutsak etti, toprakları ateşe verdi. Bir insanın kayboluşu bile, kralların veya kahramanların elinde yeni bir şiddet gerekçesine dönüştü.
Sonra ne mi oldu? Oraya Kios dediler, sonra Prusa... Bugün senin bildiğin Bursa oldu. Yıllarca o dağlarda, bizim Olympos’umuzun eteklerinde rahipler Hylas’ın adını haykırdı. Sanıyorlar ki bu bir yas töreni; oysa o sesler, yüzyıllar boyunca gücün altında ezilen her bir Hylas’ın, bir gün o pınarın serinliğinde özgür kalabileceğine dair fısıldanan bir umut türküsüydü.
Görüyor musun evlat? Tarih, kazananların sesiyle yazılır ama gerçekler, suyun dibinde yankılanan o sessiz çığlıklarda saklıdır. Kimsenin "kahraman" diye diktiği heykellere körü körüne inanma; onların ardında bıraktıkları yaraları, bizim gibi fani gözler, ancak hakikati aradığında görebilir.