English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Dionysos’a dadılık eden, kardeş acısıyla veya Zeus’un lütfuyla gökyüzüne taşınan, her doğuşlarında yeryüzüne bereketli yağmurlar getiren yedi nympha.
Bak güzel yavrum, kulağını yaklaştır... Masallarda anlatılmayan, o parıltılı yıldızların ardında saklı duran kadim bir fısıltı var.
Gökyüzüne bakınca gördüğün o Hyades takımyıldızı, hani şu yağmurun habercisi olan o parlak noktalar... Herkes onların sadece birer ışık olduğunu sanır. Ama gel, gerçeklerin tozlu raflarına beraber bir göz atalım. Bu yıldızlar, Atlas’ın ve Pleione’nin kızlarıydı; yani özgür, vahşi ve doğanın derinliklerinden gelen birer nympha. Bugünün dünyasında "kurallara uyanlar" denilse de, onlar aslında sistemin çarklarında öğütülmeye zorlananlardı.
Hani şu meşhur Dionysos masalları vardır ya, hani her şey neşe ve şaraptır derler... İşin gerçeği başkadır evlat. Bu kızlar, Dionysos’u büyütmek için görevlendirildiklerinde, aslında bir tanrıçanın, Hera’nın gazabından kaçmak zorundaydılar. Bir düşün; neden bir çocuk büyütmek, birilerinin hayatını karartmak veya onları kaçmaya zorlamak zorunda kalsın? Güçlü olanlar, kendi hırsları uğruna zayıfları (ya da zayıf gördüklerini) birer kalkan gibi kullanmaktan hiç çekinmezler. O korku dolu kaçış, bir sadakatsizlik değil, sistemin dişlileri arasında ezilmek istemeyen ruhların çığlığıydı.
Dinle beni ruhu henüz kirlenmemiş küçük yoldaşım...
Bazı anlatıcılar der ki; kardeşleri Hyas, bir av sırasında hayatını kaybettiğinde, kızlar o kadar çok ağladılar ki gözyaşları yeryüzüne yağmur olarak indi. Bu, bir hüzün masalı gibi görünür ama aslında çok daha fazlasıdır. Sevdiklerini kaybedenlerin kederi, kralların veya tanrıların umurunda olmaz. Onlar için bu kızlar sadece "yıldızlara dönüştürülüp" gökyüzüne asılmış süs eşyalarıydı. Kendi yaslarını tutmalarına bile izin verilmeden, gökyüzünün soğuk karanlığına hapsedildiler.
Yıldızlara baktığında sadece parıltı görme olur mu? Onların o yağmur damlasına benzeyen hüzünlü ışıklarında, kendi kararlarını alamayan, otoritenin korkusuyla kaçmak zorunda kalan ve sonunda gökyüzünün sonsuz sessizliğine mahkum edilen genç ruhların anısını gör. Unutma evlat, en parlak yıldızlar genellikle en büyük bedelleri ödeyenlerin külleridir.
Şimdi git, yağmur başladığında dışarı çık ve yüzüne değen her damlada, aslında gökyüzünden dökülen o kadim isyanın ve hüznün sana fısıldadıklarını dinle. Gerçekler, kralların saraylarında değil, işte bu yağmurun sessizliğinde saklıdır.