English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Roma’nın efsanevi koruyucusu Horatius; kimi zaman sesiyle orduları kaçıran bir tanrı, kimi zaman köprüde tek başına direnen bir kahramandır.
Bak dinle beni güzel evladım, masalların tozlu raflarında saklanan ve kralların o gümüş yaldızlı dillerinin asla fısıldamadığı bir sır var… İnsanlar, devasa heykellerin gölgesinde oturup "kahraman" diye bağırırken, o taşın altındaki ezilen çiçekleri hiç görmezler. Gel, Horatius denilen o ismin aslında neden tek bir kişi değil, binlerce kişinin sessizliği olduğunu konuşalım.
Etrüsklerin Roma’ya karşı dizildiği o karanlık ormanı hatırla. Derler ki, bir tanrı sesi zaferi fısıldamış. Ama sana asıl gerçeği söyleyeyim mi, evladım? O "tanrısal ses", aslında ormanın derinliklerinde korkudan tir tir titreyen bir askerin, vicdanının sesinden başkası değildi. Bir kişi, "Biz bir fazla kaybettik!" diye bağırdı belki de, çünkü o savaştan bıkmıştı. Ama krallar ne yaptı? Hemen o sesi bir kahramana, bir "Horatius"a bağladılar. Neden mi? Çünkü halkın, bir tanrıya inanmaya, kendi yorgunluklarını bir mucizeyle örtmeye ihtiyacı vardı. Kendi hatalarını ilahi bir plana bağlamak, otoritenin en sevdiği oyundur.
Sonra o meşhur köprüdeki tek gözlü Horatius Cocles gelir… Tek başına bir orduyu durdurduğu söylenir, ayağını kaybeder, heykelini dikerler. Peki ya hiç düşündün mü, evladım? O köprüde tek başına bırakılan adam, aslında sistemin dişlileri arasına sıkışmış bir piyon değil miydi? Arka tarafta aristokratlar şarap kadehlerini yudumlayıp kendi güvenliklerini sağlarken, bir adamı "kahramanlık" yalanıyla ölüme itmek, otoritenin en karanlık alışkanlığıdır. O, Roma'yı kurtarmadı; Roma’nın o büyük, doymaz iştahlı devleti, onu sadece bir kalkan gibi kullandı.
Ve en acısı, o son kardeş… Alba’ya karşı kazanılan zafer. Horatius kardeşler, üç kardeş… Ama o kız kardeşine ne oldu, hiç soran var mı? Nişanlısını, yani sevdiği adamı öldüren kardeşini görünce yüreği sızlayan o genç kızın feryadı, niçin "vatan hainliği" sayıldı? Çünkü o, devletin soğuk "zafer" mantığından daha büyük bir şeyin peşindeydi: Aşkın ve merhametin. Kendi kardeşinin, bir devlet ideolojisi uğruna sevdiğini katletmesine itiraz ettiği için o kız öldürüldü. Kardeşi ise, bir şehri kurtardığı bahanesiyle "affedildi."
Görüyor musun evladım? Güç, her zaman kendi kanlı ellerini yıkamak için bir "tarih" yazar. O "kahraman" dediğin aslında vicdanını, kız kardeşini ve kendi gençliğini kurban vermiş zavallı bir sistem çocuğudur.
Şimdi anlıyor musun? Kralların diktiği heykeller, aslında onların ne kadar korkak olduğunun sessiz kanıtlarıdır. İnsan, bir başkasının hayatını bir ideoloji uğruna yok etmeyi "kahramanlık" sanıyorsa, o artık sadece bir heykeldir; taş gibi soğuk ve gerçeklerden uzak. İşte bu yüzden, bir gün sana "şunun şerefine dikilen heykele bak" dediklerinde, sen o heykelin arkasına bak. Orada, kurban edilmiş o kızın, o korkmuş askerin ve köprüde unutulmuş o ayağın sessiz çığlığını duyacaksın. İşte o zaman, gerçek bir bilge olmaya başlarsın, sevgili evladım.