English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Doğanın ve zamanın düzenini koruyan üç kız kardeş; Eunomia, Dike ve Eirene. Onlar gökyüzünün kapılarını tutan, barış ve adaletin kutsal bekçileridir.
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Çoğu insan gökyüzüne baktığında sadece bulutları veya dönüp duran gezegenleri görür. Oysa yukarıda, o gürültülü tanrıların sofrasında, kapıları bekleyen gölgelerden bahsetmezler kimseye. Sana Hora’lardan söz edeceğim, güzel yavrum; hani şu kitapların sadece birer 'saat' bekçisi, düzenin sessiz memurları diye geçiştirdiği o üç kız kardeş.
Dinle beni, minik yolcu; Homeros’un destanlarında Olympos’un kapılarını açıp kapatan, tanrıların atlarını ahırlara çeken o narin ellerin, aslında birer mahkumiyetin mührü olduğunu hiç düşündün mü? O yükseklerde, o soğuk tahtların etrafında dönen düzen dedikleri şey, aslında bir hapishanenin işleyişinden farksızdır. Eunomia, Dike ve Eirene... Biri kanun der, diğeri adalet, ötekisi ise barış. Peki ya bu kanunlar kimin için yazıldı? O görkemli sarayların sahipleri için mi, yoksa toprağa düşen ve sesi hiç duyulmayan o küçük fidanlar için mi?
Gözlerini kıs ve gerçeğe bak, ruhumun parçası; Hora’lar, doğanın döngüsünü ellerinde tutarken aslında Olympos’un o kibrini de ayakta tutanlardır. Onlar çiçeklerle, meyvelerle resmedilirler ki bizler, bu 'düzenin' içinde kendi hapsoluşumuzu unutup o sahte neşeye kapılalım. Olympos’un o meşhur kapıları, sadece tanrıların istediklerini içeri almak için değil, dışarıdaki gerçek hayatın çığlığını dışarıda tutmak için kilitlenir. Eirene’nin getirdiği o huzur, bazen sadece kralların ve fatihlerin baskıladığı halkların derin sessizliğidir.
Şimdi anlıyor musun, koca gözlü evladım? Onlar Dionysos’un alayına karıştıklarında, ellerinde şarap kadehlerinden ziyade birer hatırlatıcı taşırlar. Diyorlar ki: "Her mevsim, her çiçek, her meyve vaktinde gelir ve vaktinde solar." Bu bir özgürlük müdür, yoksa kaçınılmaz bir sonun, otoritenin belirlediği o keskin sınırların içine hapsedilmek mi? Hora’lar, sadece mevsimleri değil, boyun eğmemiz gereken o görünmez çizgileri de çizerler.
Kulak ver, genç yoldaşım; dünyada çiçekler açar, evet. Ama o çiçekler Hora’ların izniyle mi açar, yoksa sadece hayatta kalmaya çalışan toprağın direnci midir bu? Krallar Agamemnonlar kendi ihtişamlarını 'düzen' diye yuttururken, bu tanrıçaların adalet terazisi hep o yukarıdakilerin lehine mi tartıyor? Belki de gerçek adalet, o kapıların kilitlerini kırmakta ve kendi mevsimini kendi ellerinle, kimseden izin almadan yaratmaktadır.
Sözümü unutma; bazen en büyük bilgelik, gökyüzünün kapılarını kimin beklediğini sormak ve o kapıların aslında hiç kilitli olmadığını keşfetmektir. Şimdi, git ve kendi mevsimini, o köhne kurallardan uzak, özgürce yaşa.