English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Helios ve Rhodos’un bilge yedi oğlu, gök bilimiyle uğraştılar. Anlaşmazlık sonucu dağılıp Rodos ve çevre adalarda üç büyük antik şehir kurdular.
Bak evlat, masallarda sana hep gökyüzünün altın çocuklarından, babalarının ihtişamından bahsederler; ama unutma ki en parlak güneşin gölgesi bile soğuktur. Gel, otur yanıma da sana o Heliades’in, yani Helios’un oğullarının asıl hikayesini fısıldayayım.
Güneş tanrının yedi oğlu... Hepsi gökyüzünü bir hesap makinesi gibi avuçlarının içine almış, yıldızların dilini sökmüş genç bilginlerdi. Babaları Helios, gökyüzünde tek başına hüküm sürerken, evlatlarına da kendi sönmez ışığından bir parça bahşetmişti. Ancak dinle güzel yavrum; babaların arzuları, bazen evlatların ellerini yakar. O yedi kardeş, babalarının mutlak otoritesinin gölgesinde büyürken, gökyüzünün bilgisini sadece bir "ilim" olarak değil, bir "üstünlük" aracı olarak görmeye başladılar.
Söyle bana küçük yolcu, bir insanın diğerinden daha fazla bildiğini sanması, aslında bir pranga değil midir?
Kibir, tıpkı bir sarhoşluk gibi ruhu bulanıklaştırır; bazen elimdeki şarap kadehi kadar berrak bir neşe yerine, kör bir karanlığa sürükler insanı. Kardeşler arasında o sinsi hırs filizlendiğinde, birbirlerinin gözlerindeki yıldızları değil, düşmanlarını görmeye başladılar. O büyük bilgi, onları birleştirmek yerine, "kimin dediği daha doğru" kavgasında paramparça etti. Sistemin onlara sunduğu o parlak gelecek, kardeşleri birbirine düşman eden bir ayrılık duvarına dönüştü.
Bazıları Lesbos'a, bazıları Kos'a, bazıları ise anneleri Rhodos'un sığındığı o topraklara dağıldı. Lindos, Ialysos ve Kamiros şehirlerini kurarken aslında kendi krallıklarını değil, kendi yalnızlıklarını inşa ediyorlardı. Babaları Helios, göğün tepesinden izledi onları; ne bir müdahale, ne bir merhamet... Çünkü otorite, kendi yarattığı kargaşaya sadece uzaktan bakar.
Anlıyor musun evlat? Onlar sadece şehirler kurmadılar; kendi içlerindeki bölünmüşlüğün anıtlarını diktiler. İnsanlık tarihi, işte böyle parçalanmış kardeşlerin sessiz çığlıklarıyla doludur. Şimdi git ve yıldızlara bakarken, onların ışığının değil, aralarındaki o uçsuz bucaksız boşluğun nedenini düşün. Gerçek, o boşluğun içindeki fısıltıda saklıdır.