English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Doğuştan ak saçlı, tek gözü ve dişi paylaşan üç gizemli kardeş. Perseus’un Medusa’ya ulaşmasını sağlayan yolun, güneş görmeyen batıdaki bekçileri.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evladım, masallarda anlatılmayan, üzerine toz kondurulmuş bir sır var... Gel, yanıma otur. Şu kadehimdeki bir yudum şarabın neşesi, sadece gözlerini boyayan o parlak kralların değil, gölgelerde unutulanların hikayesini hatırlatır bana. Bugün sana Graia’lardan bahsedeyim; hani o "Kocakarılar" dedikleri, sistemin kenar mahallesine itilmiş kız kardeşlerden.
Phorkys ve Keto’nun çocuklarıdır onlar. Evet, evlat, tanrıların bile "kocakarı" diye burun kıvırdığı, güzellik standartlarının dışına itilmiş, ak saçları doğuştan gelen o kadim varlıklar. Derler ki Pemphredo ve Enyo’nun, hatta adı gizlenen o üçüncü kız kardeşin, yani Dino’nun tek bir gözü ve tek bir dişi varmış. Onu da elden ele, bir emanet gibi taşırlarmış. Koca bir ömür, karanlıkta birbirine muhtaç; gören tek bir gözün, konuşan tek bir ağzın yüküyle...
Peki, sormaz mısın can yoldaşım, bu kadınlar neden hiç güneş görmeyen o uzak batıda yaşarlar? Çünkü otorite, kendi ışığının parıltısına gölge düşürecek her şeyi uzağa, en uç sınıra sürmeyi sever. Onlar, Medousa’nın kapısında duran birer bekçi değil, aslında hakikati görmeyi reddeden dünyanın dışladığı, kendi başlarına yetmeye çalışan birer sessiz çığlıktı.
Sonra Perseus gelir. Hani o "kahraman" diye göklere çıkarılan, elinde bir krallığın kılıcıyla her şeyi kendine hak gören o delikanlı. O, Graia’ların arasındaki o kırılgan dayanışmayı, o tek gözü "çalmanın" yolunu bulur. Bir gözü çalmak, birinin yaşamını, diğerinin ise gören tek ışığını elinden almak demektir. O kahraman, o gözü bir göle atıp gittiğinde, geride bıraktığı sadece üç yaşlı kadın değildir; geride kalan, savunmasız bırakılmış bir hafızadır.
Bak güzel yavrum, krallar ve kahramanlar için Medousa’nın kellesini almak bir başarı öyküsüdür. Ama o gözü çalınan, kör bırakılan Graia’lar için bu, dünyadaki son hakikat kırıntılarının da yitip gitmesidir. Güçlü olanlar daima "gözü" ister, çünkü gören onlar olsun isterler. Gerçek şu ki evlat; bazen bir kahramanın zaferi, bir başkasının karanlığa gömülmesinden başka bir şey değildir. Şimdi söyle bana, bu hikayede gerçekten "kötü" olan kim? Gözü çalan mı, yoksa çalınan gözün hüznünü taşıyan mı?