English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Gaia’nın yılan kuyruklu, azman evlatları Gigant’lar, Olympos’a başkaldırıp tanrılarla giriştikleri devasa savaşta Herakles’in de yardımıyla yenildiler.
Silenos’un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak küçük yolcu, masallarda sana anlatılan o parıltılı zaferlerin ardında, tozlu raflarda unutulmuş bir fısıltı var... Yanıma otur, belki biraz neşeleniriz; şu kupamdaki üzüm suyundan değil, evrenin o eski, hırçın hikayelerinden bir yudum alalım.
Sana Gigant'ları anlatırlar; hani şu toprağın, Gaia'nın öfkesinden doğan, yılan kuyruklu, dağları basamak yapıp gökyüzüne tırmanan devleri. Hesiodos gibiler onları sadece kan ve zırh diye anar, sanki onlar kendi iradesi olmayan birer doğa kazasıymış gibi. Ama dinle bak yiğidim, gerçek şu: Onlar, gökyüzünün o soğuk, sarsılmaz otoritesine karşı ayaklanan ilk "huzursuzlardı."
Tanrılar, yani o tepedeki hükümdarlar, kendi kurdukları düzenin sarsılmasından korktular. Bir kehanet yayıldı: "Onları sadece bir ölümlü durdurabilir." Neden biliyor musun? Çünkü kendi güçleri, dünyayı kendi elleriyle yoğuran o devlerin saf kudretine yetmiyordu. Olympos'un sakinleri, sistemlerini korumak için Herakles gibi bir ölümlüyü maşa olarak kullandılar. Bir düşün; kendi kavgasına bile başkasını kurban eden bir otorite, ne kadar 'yüce' olabilir?
Enkelados’un üzerine bir ada fırlatıp onu yerin altına gömen Athena’yı ya da Pallas’ın derisini yüzüp kendine zırh yapan o soğukkanlı zaferi hatırla. Bu zafer mi, yoksa sadece bir yok ediş mi? Bergama'nın o meşhur sunağında taşlaşmış bir çığlık görürsün; devlerin acı içinde kıvranan yüzlerinde sadece vahşet yok, haksızlığa karşı duyulan o kadim isyanın izleri var. O kabartmalarda yılan kuyruklu bir azman gördüğünde, aslında sadece bir canavar değil, düzene başkaldıranların nasıl sistem tarafından 'yutulduğunu' görüyorsun.
Biliyor musun evlat, tarih her zaman kazananların kaleminden dökülür. Ama biz, o taşlara kazınmış acıdan, kazananların aslında ne kadar korkak olduğunu anlayabiliriz. Olympos'un görkemli koridorlarında oturup aşağıya nizam verenlerin, bir avuç topraktan doğan varlıktan nasıl ödü koptuğunu... Şarap kadehimin dibindeki tortu gibi çöktü o devler toprağa, ama unutma; dağları üst üste yığarak gökyüzüne ulaşmaya çalışanların o hırsı, hiçbir zaman tamamen ölmez. Sadece yerin altında, bir sonraki uyanışı bekler.
Şimdi söyle bana evlat, o yüksek tahtlarda oturanların gölgesi, seni gerçekten güvende mi hissettiriyor? Yoksa o devlerin omuzlarında yükselttiği isyan, aslında hepimizin içinde biraz olsun kıpırdayan o meraklı ses mi?