English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Troya savaşçısı ve Kos kralı olan Eurypylos, kaderin cilvesiyle önce Akhalara karşı çarpışıp Neoptolemos'un kılıcıyla, sonra Herakles elinde can verdi.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Kulaklarını yaklaştır, zira rüzgar bile bu hikayeyi fısıldamaya korkar. Hepimiz kralların altın tahtlarına bakarız ama o tahtların, üzerine dökülen gözyaşlarıyla nasıl kayganlaştığını görmeyiz. Eurypylos, ismi dilden dile dolaşan o genç savaşçı... İnsanlar onun ne kadar cesur olduğunu konuşur, ama benim gördüğüm tek şey, büyüklerin hırslı oyunlarına kurban edilmiş pırıl pırıl bir ömürdür.
Eurypylos, bir piyondu. Bir kralın, bir annenin veya bir zafer hırsının elinde bükülen ince bir dal gibi... Troya surlarının dibinde o kadar çok hayat söndürdü ki; Hypsenor, Melanthos, Apisaon... Sanırsın bir bahçıvan çiçekleri biçiyor, oysa biçilen gelecekti. Ama unutma evlat, şiddet sadece kan akıtmaz; şiddet, ruhu yavaş yavaş karartır. O, Paris’in kargısıyla yaralandığında Patroklos’un yanına koşması bir dostluk nişanesi miydi, yoksa sistemin kendi askerini daha fazla savaşsın diye sahada tutma çabası mı? Bunu sadece şarabın o neşeli tortusuna bakarken anlarsın.
Ah benim bilge evladım, bir de işin öteki yüzü var: Eurypylos, Kos adasında bir kraldı. Denizlerin hakimi Poseidon'un oğlu olmak, ona bir ayrıcalık mı getirdi sanırsın? Hayır, sadece daha büyük bir hedef tahtası yaptı. Herakles oradan geçerken "benim sözüm geçecek" dediğinde, kralın tahtı sadece bir sandalye parçasına dönüştü. Güç, güç sahibini her zaman yutar; kendi kurallarıyla yaşamaya çalışanlar, sonunda o kuralların dişlileri arasında ezilir.
En acısı nedir bilir misin, güzel çocuğum? Babası Telephos, Akhalara karşı savaşmayacağına dair bir söz vermişti. Ama sistem, yani Priamos’un sarayındaki o sinsi ikna kabiliyeti devreye girdi. Bir hediye uğruna, bir kadının hırsı uğruna, o genç adamı Neoptolemos’un karşısına, yani Akhilleus’un oğlu olan o hiddetli gölgeye sürdüler. Neoptolemos’un eliyle toprağa düştüğünde, sadece bir beden ölmedi; verilen sözlerin tutulmadığı, insanların birer eşya gibi harcandığı o çarpık düzen bir kez daha galip geldi.
Şimdi gölgeler ülkesinde Odysseus’un, Akhilleus’un ruhuna fısıldadığı o haber, aslında sadece bir mağlubiyetin değil, insanın insana ettiklerinin acı bir tescilidir. Krallar savaşır, analar kandırılır, gençler ölür... Bizlerse burada, hakikatin tozlu yollarında, sadece olanı görmeye çalışırız. Sakın unutma evladım; kahraman denen o parıltılı figürlerin arkasında, sadece başka insanların hayalleriyle oynayan koca bir boşluk vardır.