English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
İkizine duyduğu yasak aşkla savrulan Byblis, reddedilince kederden eriyip bir pınara dönüştü. Gözyaşları bugün hala aynı hüzünle akıp durmaktadır.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcum, masallarda anlatılmayan bir sır var... İnsanlar, özellikle de tahtlarda oturanlar, düzenleri bozulmasın diye hikayeleri hep kendi istedikleri gibi düğümlerler. Byblis’in, o hüzünlü pınarın kızı Byblis’in hikayesi de öyle. Sana anlatılanlar, belki sadece üzerine toz konmuş bir aynanın yansımasıdır; asıl gerçek ise o tozun altındaki çatlakta saklı.
Byblis, büyük soyların, tanrısal kökenlerin ağırlığıyla doğdu. Miletos’un kızı, Apollon’un torunu... İnsanlar onun adını bir "hastalık" ya da "yasak" ile anarak, onu bir köşeye sıkıştırmaya çalıştılar. Oysa bir düşün evlat; bir insan neden kendi içindeki bir ateşi, dünyayı yakacağını bile bile dışarı vurur? Belki de o saray duvarları, o ağır kurallar ve o "doğru" kabul edilen yaşamlar, Byblis’in ruhuna dar geliyordu. Kardeşi Kaunos’a duyduğu o yoğun duygu, belki de bir kardeş sevgisinden ziyade, kendi aynasındaki yansımasına, o düzene uymayan kendi ruhuna duyduğu bir tutkuydu.
Kaunos kaçtı. Krallar ve otorite sahipleri, anlamadıkları her şeyi "korkunç" ilan edip sürgün etmeyi severler. O, kendi sınırlarını çizerken Byblis’i yapayalnız bıraktı. Sistemin çarkları, Byblis gibi "farklı" olanları ya yok eder ya da akışına bırakır. Kimi anlatılar suçu ona yıktı, kimisi kardeşine... Çünkü anlatıcılar, bu karmaşanın altında yatan asıl sebebin, yani baskı altında ezilen bir ruhun çığlığının duyulmasından korkarlar. Silenos olarak şunu söyleyebilirim: Hakikat, bir parça bilgece neşeyle içilen şarap gibidir; bazen bulanıktır ama içindeki tortu, en saf gerçektir.
Kızcağız, o yüksek kayalardan kendini bıraktığında, aslında sadece bir bedeni değil, o sıkıcı ve boğucu dünyadan kurtulma arzusunu da bıraktı. Nympha’ların onu bir pınara dönüştürmesi, sadece bir şefkat gösterisi değil, onun "saf olanın, asla kurumayacağını" kanıtlamasıdır. Köyceğiz Dalyanı’ndaki o sazlıklar... İnsanlar orayı alüvyonların taşıdığı bir bataklık sanır. Oysa ben, o sazlıkların arasına kulağımı dayadığımda Byblis’in hala bir şeyler fısıldadığını duyarım. O, sadece yasak bir aşkın kurbanı değil; kalıplara sığdırılamayan her ruhun, otorite tarafından "delilik" ya da "suç" damgası yemiş her özgür düşüncenin bir yansımasıdır.
Beni iyi dinle güzel dostum; kimse sana bir krallığın veya bir geleneğin "en doğru" olduğunu söylerse, o Byblis'in gözyaşlarından beslenen sazlıkları hatırla. Gerçek, bazen bir sarayın görkeminde değil, akan bir suyun sessizliğinde saklıdır. Ve bazen, en büyük isyan, sadece kendi pınarın gibi akıp gitmektir.