English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Apollon’un gözdesi Brankhos, Didyma’da bilicilik ocağını kurdu. Ancak soyu, hazinelerini Perslere verince İskender’in gazabından kurtulamadı.
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... İnsanlar kendilerinden daha büyük, daha ulaşılmaz bir şeylere inanmaya bayılırlar. Bir kralın tahtına, bir tanrının kaşlarına ya da bir tapınağın taş duvarlarına... Oysa bu taşların ve altınların arkasında çoğu zaman, sadece kendi çıkarlarını korumak için sistemin dişlilerine yağ süren insanlar gizlidir. Bugün sana, Brankhos ve onun soyundan gelenler, yani Brankhidai hakkındaki o perdeli hakikati fısıldayacağım.
Dinle küçük yolcu; bir zamanlar Brankhos adında genç bir çoban varmış. Anlatılanlara göre Güneş tanrısı Apollon ona aşık olmuş ve ona bilicilik yetisi vermiş. İnsanlar, Didyma’daki o görkemli tapınağa akın etmişler. Krallar, tüccarlar, fetih peşinde koşan hırslı adamlar... Herkes, Brankhidai'nin ağzından çıkacak bir kehanetle kendi geleceğini garanti altına almak istiyormuş. Peki, biliciler ne yapıyordu dersin? Onlar, sadece tanrıların sesini mi duyuyordu? Hayır güzel evladım; onlar, "müşterinin" duymak istediği yalanları sanata dönüştüren birer tüccar gibiydiler. Güçlü olanın nabzına göre şerbet vermek, onların kutsal görevi haline gelmişti.
Şimdi biraz daha yakından bak, sevgili dostum; her şey bir gün değişti. Miletos düştüğünde ve o devasa yıkım kapıya dayandığında, bu "kutsal" biliciler ne yaptı sanıyorsun? Apollon’un altın heykelini ve tapınağın tüm hazinelerini alıp, düşman olan Pers kralı Kserkses’in ayaklarına serdiler. Kendi şehirleri alevler içinde kalırken, kendi halkları köleleştirilirken, onlar imparatorun sofrasına oturmayı seçtiler. Çünkü onlar için "kutsal olan", halkın kaderi değil, hazinenin güvenliğiydi.
Sonra, Aleksandros geldi. Kendini "uygarlık taşıyıcısı" olarak gören o büyük fatih, Brankhidai soyundan gelen herkesi, atalarından kalma o sadakatsizliğin bedelini ödetmek için kılıçtan geçirdi. Kendi güç gösterisi uğruna, bir başka gücün kurbanlarını yarattı. Ve tuhaf olan ne biliyor musun? Onların rakibi olan Delfi’deki biliciler, Miletos’un yıkımını adeta alkışlıyordu. Bir tapınak diğerinin yok oluşuna şarap kadehini kaldırıp kadeh tokuşturuyordu, çünkü "rekabet" denilen o soğuk oyun, insan hayatından daha değerliydi onlar için.
Küçük bilge, şunu unutma; Didyma’nın o devasa kalıntıları, sadece tanrıların ihtişamını değil, aynı zamanda insanların kendi hırsları uğruna nasıl sistemler kurup, sonra yine o sistemin altında nasıl ezildiklerini anlatır. İnsanlar birine "kutsal" demeden önce, o kişinin kimin çıkarına hizmet ettiğine bakmalı. Zira en karanlık sırlar, en parlak altınların altında saklanır.
Şimdi uyu bakalım, yarın uyandığında kime "kral" ya da "kutsal" dendiğine bir kez daha dikkatli bak. Belki de gördüğün sadece bir aynadır, evlat.