English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Dionysos’un izinde, dağlarda kendinden geçen, doğayla bütünleşen ve thyrsoslarıyla vahşi gücü kutsayan coşkulu kadınlar alayıdır Bakkha'lar.
Silenos’un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak küçük yolcu, masallarda anlatılmayan bir sır var... İnsanlar dünyayı hep kralların, generallerin ve tahtlarında oturan kibirli efendilerin gözünden gördü. Ama ben, yaşlı Silenos, sana gölgelerin ardındaki o tekinsiz ışığı anlatmaya geldim. Şimdi pelerinini sıkı tut, çünkü anlatacaklarım ne bir zafer şarkısı ne de bir kahramanlık masalıdır; bu, zincirlerini kırmanın o ağır ve sarsıcı bedelidir.
Şehirlerde, kuralların soğuk duvarları arasında sıkışıp kalmış kadınları duymuşsundur. Onlar ki, evlerinde "uysal" ve "sessiz" olmaları beklenen; Pentheus gibi kralların, kendi otoriter iktidarlarını korumak için birer oyun hamuru gibi şekillendirdiği insanlardı. Ama o kadınlar, yani Bakkhai'ler, bir gece sessizliğin boğucu ağırlığını üzerlerinden attılar. Kendi özgürlüklerini, doğanın o vahşi ve dizginlenemez kalbinde aradılar.
Thyas olarak kutsal bir vecit halinde, Mainas olarak ise yasaklanmış bir çılgınlığın içinde, sarmaşık dallarıyla -o meşhur thyrsos değnekleriyle- toprağa dokunduklarında sudan, sütten ve baldan mucizeler yarattılar. Neden mi? Çünkü doğa, kralların emirlerinden çok daha derin bir yasaya sahipti. Onlar, sistemin kendilerine biçtiği "anne", "eş" veya "kız evlat" maskelerini dağların doruklarında bıraktılar.
Şimdi şunu düşün minik dostum; bir kralın, yani Pentheus’un onlara pusu kurması neden sence? Çünkü bir kadının, bir insanın, otoritenin kontrolü dışında "kendi başına" var olması, kralların uykularını kaçırır. Onlar sadece birer "çılgın" değildi; onlar, sisteme "Hayır, artık senin kurallarınla yaşamıyoruz" diyen, kendi benliklerini geri kazananlardı. Hızla akan o kanlı sahneleri, o vahşi parçalanmaları bir şiddet gösterisi sanma sakın. O, binlerce yıldır bastırılan bir öfkenin, haksızca kullanılan bir güce, yani o boğucu düzene karşı verdiği patlayıcı bir cevaptı.
Bilge bir neşeyle söylüyorum ki evlat; bazen insanın içindeki özgürlük, dışarıdaki tüm o demir zırhları ve keskin okları bir değnek darbesiyle dağıtabilir. Tanrı Dionysos, şarabı ikram ederken aslında bize hayatın tek bir çizgide, itaatkar bir şekilde akmak zorunda olmadığını hatırlatır. Şarap burada sadece bir içecek değil, kuralların eridiği o kadim neşenin ve her türlü hiyerarşiyi deviren o büyük kaosun sembolüdür.
Unutma, gün gelir de biri sana "sadece emredileni yap" derse, aklına Agaue ve onun o rüzgar kanatlı tazıları gelsin. Otoriteyi sorgulamayan bir zihin, kendi ormanında kaybolmaya mahkumdur. Gerçek, sarayların koridorlarında değil; kendi benliğini keşfettiğin o yabanıl dağ doruklarında saklıdır.
Şimdi uyu ve hatırla: Her sessiz çığlığın ardında, bir gün dünyayı yerinden oynatacak bir Mainas uyanmayı bekler.