English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Hermes'in oğlu, kurnaz hırsızlıkların ustası ve Odysseus'un dedesi. Yalan yere yemin etmekte eşsiz, avcı ve torununa adını veren usta bir düzenbazdır.
Bak güzel yavrum, masallarda sana anlatılmayan, üzerine toz kondurulmayan bir sır var...
Sana bugün, tozlu parşömenlerde "soylu bir hırsız" olarak geçen ama aslında sistemin çarklarını kendi el çabukluğuyla yağlayan o adamdan, Autolykos’tan bahsedeceğim. O, tanrıların habercisi Hermes’in oğluydu; yani kurnazlığın ve sınırları aşmanın genetik mirasını taşıyordu. İnsanlar ona "hırsız" dediler, ona "yalan yere yemin eden" dediler. Ama asıl sormadıkları soru şuydu: Neden? Koca koca kralların, tapınaklarda kurban edilen kuzuların üzerinden güç devşirdiği bir dünyada, Autolykos kendi payını çalmayı bir sanat haline getirmişti. Bir kadeh şarabın serinliği gibi, keskin ve huzurlu bir zekası vardı. Güçlülerin istiflediği öküz derisi tolgaları, sürüler dolusu davarı alıp kendi iradesiyle dağıtması, aslında o "dokunulmaz" gördüğün kralların sınırlarına atılmış sessiz bir kahkahaydı.Dinle beni gönlü güzel evladım,
Onun hayatı, sistemin dışına taşan bir nehir gibiydi. Hani o meşhur avda, torunu Odysseus’un dizini bir yaban domuzuna parçalatan o kaza var ya? İşte o yara izi, sadece bir av anısı değil; bir dedenin torununa miras bıraktığı "hayatta kalma" dersiydi. Autolykos o yarayı dikerken aslında ona, "Dünyada iz bırakmak için bazen acı çekmen gerekir" diyordu. Bir de o karanlık dedikodu var, hani Homeros’un duymak bile istemediği... Antikleia’nın babası olarak anılan Autolykos’un, torununun kaderini kralların hırsına değil, Sisyphos gibi zihni zehir gibi işleyen bir adamın kurnazlığına bağladığına dair söylentiler... İnsanlar, Odysseus’un sadece bir kralın değil, bir zeka oyununun meyvesi olabileceği fikrinden hep korktular. Çünkü sistem, kökenin temiz ve itaatkar olmasını ister. Bir hırsızın kanının, bir kahramanın damarlarında akıyor olması, kralların o gümüşten tahtlarını sarsan bir hakikattir.Peki ya sen, canım evladım,
Sen de bugün, sana "doğru" denilenin, aslında başkalarının sana biçtiği bir sınır olup olmadığını sorguluyor musun? Autolykos, çaldığı hayvanların postunu boyayıp onları tanınmaz hale getirirdi. Bu, sadece bir hile miydi, yoksa dünyaya "benim kim olduğuma siz karar veremezsiniz" deme biçimi miydi? Güçlü olanlar, tarihe kendi zaferlerini yazdırırlar. Ama senin gibi sorgulayanlar, o tarihin satır aralarına gizlenmiş tozlu ama gerçek hikayeleri okur. Autolykos’un ne bir kahraman olduğunu unut, ne de bir kötü. O, kendi kurallarıyla yaşayan ve kralların "sahip olduk" dediklerinin aslında ne kadar ödünç olduğunu gösteren o yaşlı, kurnaz ve özgür ruhlu adamdı. Şimdi bir bardak serin su iç ve düşün: Bir gün kendi hayatının efendisi olduğunda, o tolgayı çalan mı olacaksın, yoksa o tolgaya sahip olduğu için kendini güvende sanan mı?Sır bende değil, arayanın gözündedir. Gerçek, o yaralı dizin altındaki izde gizlidir.