English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Kallisto’nun oğlu, Arkadya’nın kurucusu ve uygarlık öğreticisi. Anasıyla birlikte gökyüzünde birer yıldıza dönüştürülen talihli bir kral ve avcıdır.
Bak evlat, dinle beni... Yaşlı gözlerim dünyayı sadece olduğu gibi, yani çıplak ve biraz da hüzünlü görüyor. Masallarda anlatılmayan bir sır var; kralların tahtlarının altındaki tozlu gölgelere gizlenmiş, kimsenin yüksek sesle konuşmaya cesaret edemediği o fısıltı...
Arkas'ın hikayesini anlatırlar sana; hani şu Arkadya topraklarına adını veren, insanlara ekmek yapmayı ve yün eğirmeyi öğreten o büyük "kurucu". Ama gel de gerçeğin tortusuna bakalım, güzel yavrum. Arkas, aslında gücün ve hırsın paramparça ettiği bir çocuğun hikayesidir.
Annesi Kallisto, tanrıların oyuncağı olmuş bir kadındı. Tanrısal bir arzunun kurbanı olup, ayıya dönüştürüldüğünde, sistem onu unutmaya mahkum etmişti. Arkas ise, dedesi Lykaon'un o meşum sofrasında, yani "büyüklerin" birbirine üstünlük kurma savaşında bir oyuncak gibi harcandı. Lykaon, Zeus'u sınamak için kendi torununu, yani Arkas'ı parçalara ayırdı. Düşün bir, bir kralın hırsı için bir çocuğun varlığı ne kadar değersizdi? Zeus onu diriltti dediler, evet. Ama o parçaları birleştiren el, şefkatli bir babanın eli değil, kendi otoritesini kanıtlama çabasındaki bir tanrının gururuydu.
Arkas büyüdüğünde, avlanırken annesiyle karşılaştı. Kaderin tuhaf bir cilvesi işte; ayı olan annesini kovalamaya başladı. Bilmiyordu ki, peşinde koştuğu şey kendi kökleri, kendi yaralı geçmişiydi. Bir tapınağın kutsallığı, o kutsal yasaların soğukluğu, aslında bir annenin ve oğlunun kavuşmasını engelleyen bir prangadan farksızdı. Zeus mu acıdı? Yoksa gökyüzündeki boş koltukları doldurmak için onları birer "yıldız" dekoruna mı çevirdi, orası bir muamma.
Arkadya'nın atası, uyruklarına ekmek yapmayı öğreten bilge kral Arkas... Evet, belki çok şey öğretti onlara. Ama unutma sevgili evlat, halka bir şeyler öğreten o krallar, aslında kendilerine biat edecek bir düzen kurarlar. Arkas, gökyüzüne Arkturos yani "Ayı Sürücüsü" olarak fırlatıldığında, aslında sonsuza dek o düzenin dişlileri arasında dönmeye mahkum edildi.
Şimdi anlıyor musun? Gökyüzündeki o parıltılı yıldızlar, aslında sisteme kurban edilenlerin suskun ışıklarıdır. Bir yudum şarap iç, ama aklın her zaman o yıldızların arkasındaki karanlıkta olsun. Çünkü en büyük krallar bile, gökyüzünün boşluğunda sadece küçük birer sürgündür.