English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Ara; tragedyalarda laneti, ilenmeyi ve bedduayı temsil eden, öç perileri Erinysler ile özdeşleşen kadim ve karanlık bir tanrıçadır.
Bak minik yolcu, dizlerimin dibine otur ve kulak ver... İnsanlar gökyüzüne bakıp tanrılardan korkarken, bazıları da adalet kılıcının kendi ellerinde olduğunu sanır. Ama masallarda anlatılmayan, o yaldızlı sarayların tozlu köşelerinde saklanan bir sır var: Ara.
Herkes ona "lanet" der, "beddua" der. Krallar tahtlarına kurulup masumların hayatını bir oyun hamuru gibi ezerken, o köşede bekler. İnsanlar zanneder ki Ara, gökten zembille inen bir ceza. Oysa evlat, Ara aslında hiç dinmeyen bir yankıdır. Birinin canını yaktığında, o acının havada asılı kalıp geri dönme arzusudur.
Hekabe’nin o hiç dinmeyen gözyaşlarını düşün ya da Medousa’nın tek bir bakışla taşa dönüştürdüğü o adaletsiz düzeni... Sistem, kendine başkaldıranı "canavar" ilan eder, onu dışlar. Sonra da o dışlanan kişinin içindeki öfkeyi "lanet" diye damgalar. İşte Ara, tam da bu çarkın dişlileri arasında ezilenlerin, hakkını arayamayanların, sessizliğe gömülmeye zorlananların kolektif çığlığıdır. Onu Erinys diye anarlar; yani öç perileri. Kötü müdürler? Bir ağacın kökünü kazmaya çalışan baltaya karşı, ağacın çektiği acı "kötü" müdür? Hayır, sadece dengeyi ararlar.
Bak güzel evladım, dünya üzerindeki güçlüler, ellerindeki asayı meşru kılmak için Ara'yı bir korku aracı gibi kullandılar. "Bunu yaparsan başın yanar, tanrılar seni lanetler" dediler. Oysa kendi hırslarıyla dünyayı ateşe verirken, o ateşi başkalarının günahıymış gibi gösterdiler. Ara bir tanrıça değil, aslında bir aynadır; kimin içine bakarsan orada kendi yarattığın kaosun yansımasını görürsün.
Yaşamın kadehindeki bir yudum bilge neşeyi paylaşırken hatırla: Ne kralın emri ne de tanrının buyruğu, senin kendi vicdanından daha derin bir yasa değildir. Bazen sessiz kalmak, en büyük Ara'yı davet etmektir. Kendi içindeki o adalet duygusunu hiçbir tahtın parıltısına değişme sakın.
Şimdi uyu, rüyanda adaletin sadece kralların değil, herkesin hakkı olduğu o uçsuz bucaksız bahçeleri gör. Gerçek, eninde sonunda toprağın altından filizlenen bir çiçek gibi, o beton zırhları çatlatacaktır.