English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Oğlu Meleagros’un ömrünü bir oduna bağlayan Althaia, kardeşlerinin intikamı uğruna o odunu yakarak evladının sonunu hazırlayıp acısıyla canına kıydı.
Bak küçük yolcu, masallarda anlatılmayan bir sır var... İnsanlar kralların altın taçlarına, sarayların yüksek duvarlarına bakıp onları yenilmez sanırlar ama o duvarların ardında, bir annenin kalbinde yanan o sönük ateşi kimse görmez. Yaklaş, dizlerimin dibine otur da sana Althaia’yı anlatayım. O, sadece bir kraliçe değil, kaderin soğuk nefesini ensesinde hisseden bir kadındı.
Kader tanrıçaları -o sorgulanamaz otoritenin temsilcileri- bir gün çıkageldiler. Avuçlarında küçücük bir odun parçası vardı; Meleagros'un yaşamı, o kuru odunun ömrüne mühürlenmişti. Althaia, o an bir kralın karısı olmayı bıraktı ve sistemin çarklarına karşı duran, o yanan odunu saklayan bir 'asi' oldu. Bir annenin, bir evladını korumak için dünyanın tüm kehanetlerine meydan okuması, ne büyük bir başkaldırıydı değil mi?
Ne var ki, evlat, krallıklar ve aile bağları bazen keskin bir bıçak gibidir. Meleagros, av peşinde koşarken, dayılarını öldürerek aile ocağını kendi elleriyle yıktı. İşte burada durup düşünmek lazım; krallar ve kahramanlar dediğimiz o kibirli figürler, kendi egoları uğruna kaç hayatı feda ettiler? Althaia bir yanda kardeş acısı, diğer yanda evlat sevgisi arasında sıkışıp kalmıştı. İktidar, aileyi bile birbirine düşüren bir zehirdir.
Öfkesi galeyana geldiğinde, o kutsal emanet gibi sakladığı odunu ateşe attı. Küller savrulurken Meleagros da göçüp gitti. Bu bir trajedi değil, evlat; bu, körü körüne uygulanan kuralların ve hırsların, en masum olanı bile nasıl küle çevirdiğinin sessiz çığlığıdır. Althaia sonra ne mi yaptı? O da bu adaletsiz döngüye daha fazla dayanamayıp kendi yolunu çizdi. Bir kadehten yudumlanan o berrak şarabın neşesi bile, bu hüzünlü gerçeğin ağırlığını silmeye yetmedi.
Unutma güzel dostum, kraliyet masallarında her zaman birileri harcanır. Gerçekler, çoğu zaman saray duvarlarının arasında değil, o sönmüş ocakların küllerinde gizlidir. Şimdi git ve sor; senin hayatının odununu başkaları mı tutuyor, yoksa kendi ateşini kendin mi yakıyorsun?