English translation in progress. The text below is currently in Turkish.
Pelias’ın oğlu Akastos; Argonaut seferine katıldı, Peleus’u tuzağa düşürdü ama sonunda kendi kurduğu intikam oyununda can verdi. Adalet yine yerini buldu.
Silenos’un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, masallarda sana hep kralların soyluluğundan, altın kadehlerden ve görkemli seferlerden bahsederler. Ama gel otur yanıma, şu çürümüş tahtların gölgesinde saklanan, o tozlu parşömenlerin bile anlatmaya korktuğu bir sırrı fısıldayayım sana: Güç, bazen insanın en yakınını bir kurbana, en sadık misafirini ise bir avcıya dönüştüren zehirli bir sarmaşıktır.
İolkos Kralı Pelias’ın oğlu Akastos’u duymuşsundur belki. Tarih onu bir Argonaut, bir avcı diye kaydeder. Peki ya Medeia’nın oyunlarıyla babasının kanına giren o kızların, babalarını kazanda kaynatma dehşetini gördüğünde Akastos ne yaptı? Adalet mi aradı? Hayır, o sadece tahtı kaptı. İktidar koltuğuna oturduğunda, sistemin ona sunduğu o soğuk, hesapçı maskeyi takmakta hiç zorlanmadı.
Olaylar sarpa sardığında, Peleus isimli bir misafir geldi sarayına. Akastos, konukluk yasalarını çiğnememek için ellerini kirletmek istemedi ama bir kralın "yasalar" dediği şey, aslında vicdanını susturmak için uydurduğu bir kılıftan ibarettir evlat. Karısının Peleus'a duyduğu karşılıksız arzu ve ardından attığı o iftira, Akastos’a aradığı bahaneyi verdi. Bir kralın namusu mu? Yoksa bir kralın kendi yetersizliğini örtme çabası mıydı bu?
Kaderin cilvesine bak ki, dağ başında uyuyan Peleus’u vahşi hayvanlara yem olsun diye ölüme terk etti Akastos. Bir hükümdar, sırf korkusundan ve kibrinden, en temel insanlık bağını bir çırpıda kesti. Ama hakikat, o dağın eteklerinde Kheiron gibi kadim bir bilgenin nefesiyle saklıydı. Peleus kurtuldu, çünkü doğa, kralların insanı yok sayan yasalarından daha adildi.
Ah benim bilge evladım, sonunda ne mi oldu? Peleus geri döndü. Şiddet, şiddeti doğurdu; kan, başka bir kanla yıkandı. Sarayların ihtişamı, sadece öfkeyle dökülen gözyaşlarının ve ihanetin izlerini taşıyan duvarlardan ibaret kaldı. Bir parça şarap sunayım sana, belki biraz neşelenirsin ama unutma; krallar kendi kurdukları düzenin içinde hep en yalnız olanlardır. Çünkü otorite dediğin şey, aslında sadece kendi sonunu hazırlayan bir hapishanedir.
Şimdi git, kendi hikayeni yazarken, tahtta oturanların değil, dağın yamacındaki o masum sesin ne dediğine kulak ver. Gerçek, o sesin içinde gizlidir.